• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/tabusalcom?ref=hl
  • https://twitter.com/tabusal

Meryem Kadıoğlu

Meryem Kadıoğlu
Bezginlik
20/03/2018

Ünlü düşünür, Pisagor: “Ya susmak, ya da suskunluktan daha kıymetli söz söylemek gerekir" demiş. Peki, suskunluktan daha kıymetli bir söz var mıdır? Bilmiyorum desem, bunca bilen arasında çok mu tuhaf kaçar? Çünkü kova büyüklüğündeki başlara okyanuslar kadar bilgi döküldüğü için midir nedir, ağır gelir omuzlara başlar? Tüm bunları bilmemiz gerekli miydi?  Bazen de aptallaştırır mı desem yoksa uyuşturur mu? Yorar mı, yahut üzer mi? Veya bezdirir mi? Bilgi, bilmek yüktür bazen. Atsan atılmaz satsan satılmaz…
Yapılmayanlarla, yapılanlar; gökyüzündeki zıt kutuplu bulutlar gibi, şimşekler çakıştırır.       
 –Yağan, pislik midir?
Yoksa Rahmet mi? Başımızdan aşağı...
Savaşlar önce, içimizde kazanılmalı!
  “Geçen yemek defterimden eski bir tarifimi yapmak istedim. Bizim deftere bir baktım ki, kızım sağ olsun. Dere çayır çimen çizmiş. Bizim tarif çalı çırpıyla kaplanmış, güzelleşmiş... Ama üzülmedim tabi... Çünkü artık bir şeyi kaybetmek çok zor... Açtım interneti, bizim tarif ne ki, elli çeşitlisi bol izahlısı bilgi deryalı anlatımlar... Bir de araya iki satır, sosyal içerikli mesaj...”

    Biliyorum. Ben de yaparım bazen... Ardından farkına varınca, biraz şöyle kenara çekilirim... Anlatan izah eden nasihat veren dağ taş kara deniz... Yanlışlık avcıları, namus tellalları daha nice içsel manevi vücudumuzu kemirmek için izdiham yapan, keneler... 

Farkındayım epeydir susuyorum. Şimdi konuşmak için kıymetli sözler söyleyeceğim diye bir iddiam  yok. Her defa daha iyi bir şey yapmak değil de, değişen dengelere aldırmadan menzilde kalmak mesele... 

Bol veri paylaşılıyor sınır yok tabi... Sürekli bir ülkeyi hedef almak veya bir toplumu birilerini… Bir şeyler söylemiş olmak için söylemek! Koca bedeni gölgesinin arkasına saklamaya çalışmak gibi… Çok… Nasıl diyelim?

Rasyonel bir yaklaşım değil gibi...
Ne dersiniz?

Sınırsız kelimesi insana büyük vaatler sunan bir anlam taşır... Sanki insan tabiatına, bir hayli bol gelen bir tanım ve bizler sanki içinde kaybolmuşuz. Sınırları, ‘yıkıyoruz!’ derken, sınırsızlık surlarının altında kalmış…

ISSIZ…

Sınırsızlık, özgürlük, hadsizlik, kanunsuzluk aldıkça alıyor kapkara bir kuyu. Yusuf gibi kardeşleri tarafından atılmadık. Gönüllüce atlayıp, çıkarılmayı beklemek gibi bir şey... Ama hep  birileri bize örnek olmuştu. Atlayanlarla beraber atladık.
Zaten hep onlar suçlu! 
        Veya bir delinin kuyuya attığı taştık. 
        Kırk akıllı çıkaramadı kaldık!..

Bazen can sıkıcı gelse de, o gelişmemiş eski yaşantımı özlediğim için kalemimden süzülür hasretim... Neden mi? Çünkü şimdiki halime bin basan yaşanmışlıklar... Bazen tuz gibi aralarda serpiştiriyorum.  Mesela, önünde yansın diye yamyam dansı yapılan, fotoselli ışıklar yerine, çocukluğumda deniz dönüşünde, kafasına göre yanıp sönerek yolumuzu aydınlatan ateş böceklerini tek geçerim... 

Sahi, " Ateş böceklerini gören oldu mu, bu aralar?" 

     Öyle bir çağ yaşıyoruz ki, kış bize küsmüş... Kasımdan beri, ‘kış geldi’ geçiyor, ‘kar ne zaman yağacak?’ Ha şimdi geliyor şimdi gelecek… Derken, bizim bir karış otlakta ilk papatyaları gördük... Ardından gelin olmuş kalan tek tük ağaçlar…

-Oysa, bir kere bile parmaklarımın ucu sızlamadan!
Hayat artık çok kolay… Kiminle konuşsam başım ağrıyor... Çılgınlarca bilgi paylaşıyoruz. Yeni fikirler çıksa da, derhal milyonlarca insana ulaşıyor. Ulaşmazsa geri kalırız.

Ne var ki bunda, ne güzel! 

Bilinçleniyoruz…
Pazartesi iş başı sendrom filan derken, hop bir bakmışız Pazar akşamındayız..
İlk günler dün gibi aklımızda yaşanan güzel yahut hüzünlü anların gölgesinde hayata devam ederken, rengârenk gündemlerle rutin bir düzenek yumağında sıkıca sarmalanmış gidiyoruz...

Sahi biz yaşıyor muyuz? Veya nasıl?

Mesela;

Ağaca tırmanmayı kaç çocuk biliyor? Elindeki yemekten kaç çocuk kedilere veriyor. Kaç kişi yemek yemeye inen güvercinleri yanından geçerken korkutmaktan çekiniyor. Artık oyuncaklar da demode oldu. Bir kamyon oyuncak unutulmuş... En son kaç evli çift elinde olanların farkına vardı. Çimlere ayaklar ne zaman temas etti. Gözler bir an kapatılıp mis gibi bir kokunun götürdüğü huzur, en son ne zaman yüreklere işledi? En son sevgiyle kime gülümsedik? Veya teşekkür ettik? Birine sırf, ‘içimden geldi’ diyerek yapılan yardımın, yaydığı huzurun kanatlarını takıp uçarak geçildi yokuşlu tümsekli hayat koridorlarından…

Yokluklar… 

Sürekli, ne eksik, ne yok, ne yamuk, ne yanlış tek derdimiz bunlar...

Mükemmelliğin, hastalık halini almış bir çağ yaşıyoruz. Sivilcen çilin mi var cildini kemiren kurtların mı var. Hiç sıkma canını, lazer halleder. Çok mu kıllısın dert etme lazer sağ olsun. Yaşından on yaş genç görünebilirsin. Hatta hep makyajlı gibi bambaşka biri gibi... Tüm kendimize has olan özellikler kusur çarkının dişlerine takıldı...

Seri imalat gibi, simalar… (((Yanlış anlaşılmasın bakımsız olunsun değil kast olunan... Kusur dediğimiz şeyler neye göre kusur?

       Dünya çapında yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye ülkeler arası mutluluk sıralamasında gerilemiş. Hangi ölçüler kıstas alınıyor, bilemedim. Lakin Finlandiya bu konuda da birinci sıradaymış… Yine bazı araştırmacılara göre, "Dünyamızda dalga, dalga bezginliğin yaygınlaştığı dile getiriliyor. Sebep olarak da, dünyada devrim gerçekleşeceğini, eski yaşanmışlıklara göre büyük değişimlerin öncesinde bezginlik dönemi geçiren insanlığı anlatıyorlar "uzun, uzun… 
Bana kalsa, bu bezginlik doyumdan… Amaçlar hayaller hayal olmaktan çıktı artık. Her şeyi elde etmenin, bir değil pek çok yolu var…

       Aslında herkes aynı şeyin peşinde, huzurun... 
Hedeflenen miktar yakalanamayınca, bezmiş bir hal alıyoruz. Hatta bezmek ne demek?
Cinnet…

Gece gündüz maruz bırakıldığımız, hatta zoraki diyeceğim veri yığılması bir kambur gibi omuzların üzerinde… Herkesin gücü kabiliyeti farklı, farklı iken, kaldıramayacağı yükün altına elini değil bedenin tamamını siper etmek. Duyarsızlaşan sadece kaslar mı? Anlatanlar araştıran açıklayanlar denizde kum...

Bilmiyorum demek mi?
Büyük ayıp!

Konuşmaktan, sürekli bir şeylere yorum yapmaktan neredeyse, ayağa kalkıp yaşamayı unutmuşuz... 
 Kendimizde olanların farkına varamadan bir bakmışız, "geçti ömrün yarısı... "
 Parmağımızın ucuyla dokunarak kapatabileceğimiz acizlikteki sesleri kısıp, bir türlü dinleyemiyoruz;
Kendimizi, hayatı, kuşları, insanları, vapurları denizi rüzgârı… 

SESSİZLİĞİ…

Yok, ama varmış gibi hissettiren yalan âlemler olmuş yeni mekânlar… Hep başka yerlere odaklı ölçüler, hep belli bir standart…  
Artık, konuşmak, anlatmak, BEZİDRİYOR!  Bilmek bir aymaz yük ve yüklerden kurtulmak için parmaklarımıza söz geçirmek lazım ... Hayat kısa ve bu yüzden de, o kadar değerli ki…
Zamanın elleri saçlarımızdan başlayıp, vücudumuzda gezinir... Dokunduğu yerde unutulmazmış izler bırakır. Bir gün gelir, alacaklı gibi yakamıza yapışır...
Ancak o zaman mı farkına varılmalı?Değersizlerin değerli olduğu...
Zamanın içinde kaybolmak veya her dokunuşunun tadına varmak…
Mutluluk anlarda, anlar da zamanda gizlenir… 
Cümleten Selamlar...



Paylaş | | Yorum Yaz
211 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Sözler Esen Rüzgâr, Ümit Paslı Metal... - 28/09/2017
...
Yokluğun Felsefesi... - 02/08/2017
...
Tırnaklarım Acıyor... - 19/07/2017
...
Huzurda Kalmak... - 29/06/2017
...
Takdir-i İlâhi - 02/02/2017
Sırf yazmış olmak için yazmak istemedim. Bunca zaman sessiz kalışımın sebebi bu idi...
İncir Teorisi - 07/09/2016
Şimdi, yeter bu kadar dinlenmek hadi yolumuza devam edelim!
O'nun Sistemi - 16/06/2016
Kafamda bir sürü cümleler ve açıklamalar uçuşurken, bir anda yazmaya koyulduğumda hepsinin de ürkek kuşlar gibi kaçıp gitmelerini, henüz evcilleşmemiş düşünceler olarak yorumlasam yeridir.
Hayal Dünyası - 23/05/2016
Dünyada kurulan mevcut sistemde, yine kurgulanan senaryolar olumsuz sahnelerle ve sonuçlarla âdeta felaket tellâllığı yapılmaktadır.
Ak Kaşık, Kara Kaşık - 04/05/2016
İnekler inek olsa da, ineği besleyen kaşık ak mı kara mı, ineğin verdiği sütten çıkar ortaya…
 Devamı
Videolar