• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/tabusalcom?ref=hl
  • https://twitter.com/tabusal
Meryem Kadıoğlu
Yinelenme
05/12/2020

"Aynı şeyi tekrar tekrar yapmak ve farklı sonuçlar beklemek deliliktir."

Eminim Albert Einstein bu lafı söylerken, kendisinden söz etmekteydi. Çünkü geçmişteki düşünürler, birbirleriyle laf dalaşından ziyade, yeni bilginin tohumlarını ekmenin, bilimin peşindeydiler. Sözden çok icraat ve keşiflerini rekabet ettirmişlerdi. Tıpkı Albert gibi, kendilerini eleştirebildikleri için sorgulayıp araştırıp, kendi çağlarının önüne geçerek, kendi gerçekliklerine ulaşmayı ve gelecek nesillere de ışık olmayı başarmışlardır. 

Öyle ki, edindikleri bilgiler günümüze kadar güncelliğini koruyabilen gerçek miraslar haline gelmişlerdir.

Dünya tarihine bakıldığında; doğal afetlerden, savaşlara, salgın hastalıklardan yeni keşiflere, her biri, tekerrürden (yinelenme) ibarettir. Ne kadar önlem alınırsa alınsın imkânlar eskisinden ne kadar daha iyi olursa olsun, yaşananlar özetle yine aynı sebep ve sonuç ilişkisinde buluşup başa sarıyor. 

Çünkü biz insanlar kuşaklarca atalarımız dedelerimiz diyerek yeni fikir ve düşüncelere hep ön yargıyla veya küçümser gözlerle baktık.

Tekerrür eden tarih bize ders vermek yerine hırslarımızı daha da körükledi. 

Çünkü açgözlüydük.

Tüm ülkelerin stratejisi geçmişte yaşanan olaylara dayandırılarak, temellendirilmektedir. Siz hiç, geçmişine sünger çekerek içine dönüp toplumunun refahıyla uğraşan bir devlet gördünüz mü? Siz hiç silah fabrikasını kapatıp kalem kitap üreten, bolca okul ve eğitime odaklanan:

“Ben hiçbir savaşta yokum ne haliniz varsa görün. Sadece halkımı kalkındıracağım. Kendime yeterim” diyen bir ülke duydunuz mu? 

Duyamayız, neden?

Çünkü sözde başı çeken ülkeler, zalimce kendi halinde huzur içinde yaşayan insanları; büyümekti, elmastı, altındı, ırklarıydı diyerek katlettiler. Hem de sessiz kalan tüm dünyanın gözlerinin önünde.          

Milyarlarca insan öldürülerek malları mülkleri talan edilerek gitti bu dünyadan. Önce insanların mallarına el koydular. Sonra bu parayla güçlü kabul edildiler.

Güç kimdeyse söz hakkı onda oldu hep. Fakat bu güç her daim elini ne kadar kana buladığıyla ve ne kadar gözyaşı akıttığıyla ölçüldü. 

Veya ne kadar parasının olduğuyla…

Fakat bir senedir tüm dünyayı esir alan pandemi süreci, bu kalıpları değiştirdi diyebiliriz. Şimdi de gündemde yerini alan, Covid-19 aşı sürecini görüyoruz. O diyor, “ben buldum” öbürü diyor ben buldum. Sanki kendi insanını iyileştirmiş, ülkesini gül bahçesine döndürmüş gibi, başka ülkelere vermenin derdinde. Elbette hayrına değil.

Parayla!

Yine, yeniden bir güç kavgası…

Yani işin özeti insanlık sürekli değişmeleri için sunulan fırsatları hırsının kanatlarına alarak yeni bir tekerrüre doğru doludizgin gidiyor.    

Birleşmek veya iyice ayrışıp kopmak, önümüzdeki süreçte yeni tecrübeler edinen ülkelerin bu iki keskin uçtan birini tercih edeceği aşikârdır.

Artık, sorun yaşadıkça birbirinin tepesine çöken, bir strateji çok da lehlerine sonuçlanmıyor. Zira kana doydu yeryüzü, artık yeni bir şeyler gerekiyor. Belki hayalperest bir yaklaşım olacak ama birlikte çözüm bulmanın yolları aranabilseydi. İnsan ırkının geleceği belki çok daha farklı olabilirdi.

Dünyayı şöyle bir düşününce, aynı odanın içinde oturan fakat birbirine sürekli saldıran, kendi elinde ekmeği olduğu halde, yanındakinin de elindekini GÜÇ kullanarak, korkutarak almaya çalışan kişilerin olduğu bir ortama benziyor dünyamızın hali. Bizler bir dünyanın içinde yaşayan aynı türden varlıklarız.

Şu andaki salgın süreci bütün insanlara büyük bir fırsattır aslında. Anlayabilmemiz için ve iyi olabilmek için. Klişe fakat her daim geçerli bir deyiştir: “Değişim içten başlar, kendimizden. Veya yumurta içten kırılır…”
 

Tüm bu katmerlenen öğretileri bir yana bırakıp yeni bakış açılarına uyanabilmek için farklı pencerelerden bakmaktan korkmamalıyız.

Şimdi hastalık var. Yakında susuzluk sorunu geliyor. Doğal afetlerin de artarak dünyanın her yerini kuşattığını görüyoruz. Aslında içinde bulunduğumuz yeni yaşam şartları bizi değişmeye zorluyor. Fakat yine tarihte olduğu gibi, bir avuç insan başarabilecektir.

Geçmiş medeniyetlerde; şu düşmanlığı bu düşmanlığı ırk ayrımcılığı, salgınlar din karşıtlığı vs gibi bahanelerle birbirine üstünlük taslayan toplumların sonu ortadadır. Asla unutulmadılar fakat sayılı kişiler haricinde ibret alan da bulunmamaktadır.

Bu durumların hepsi aksi yönde sonuçlanacaktır. Çünkü kötü tohumlar en verimli topraklarda bile çürümeye mahkûmdur.

Bütün insanlar iyi olma potansiyeline sahiptir. Kötülük anlıktır. Asla kalıcı olmaz.

Tarihte hiçbir zalim amaçladığı hedefe ulaşamamıştır. Kendi insanlığını çürüten düşünceleri yüzünden kazdıkları kuyuya eninde sonunda kendileri düşmüştür. 

İnsan insandır. İyi veya kötü olmak başımıza gelen durumlardaki anlık tercihlerimizle yine o ana mahsustur. Bir defa kötülüğü tercih etmiş olmak, hep kötü olacağımız veyahut da olmamız gerektiği anlamına gelmez! 

Her daim iyi olmayı seçebilir geçmişi olması gerektiği yerde bırakıp yolumuza temiz bir irade ile devam edebiliriz. Çünkü aklımızda takılı kalan şeyler, iç dünyamızda kirliliğe ve bulanıklığa sebep olduğundan bağımsız karar verme dürtülerimizden sıyrılır, başkaları tarafından yönlendirilmeye muhtaç hale geliriz.

Kur’anı Kerim’de Rabbimiz: “Sizler birey olarak kendinize dair olanı değiştirmedikçe, başınıza gelen olaylar da değişmez.” diye buyuruyor. (Rad Suresi 11. Ayet) Yani bu tekerrürler böylece devam eder, ve ediyor…

Çünkü sürekli aynı şeyleri yaparak farklı sonuçları bekliyoruz!

Ve ancak temiz akıl sahipleri düşünüp öğüt alır. (Bakara 269) 

Öğüt alamayanlar da tekerrürlerle yuvarlanmaya devam eder. 

Başka bir deyişle delilik yapmaya…

Ben MERYEM KADIOĞLU, Allah’a emanet olunuz...

 

 



273 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Bilmem! - 29/11/2020
Zihnimizin ördüğü kalın ve yalıtımlı duvarlardan, ancak özgürleşen benlikler kanatlanarak çıkıyordu.
Sakın dürüst olma! - 13/06/2020
İnsanlar okusun diye ilginç başlıklar atıp sonra da ottan böcekten bahsetmeyeceğim bu yazımda. Bildiğiniz kendi attığım başlığa meydan okurcasına dürüst olacağım.
Corona'nın Kerametleri - 31/05/2020
............
Aile Toplantısı - 25/02/2020
Doğup büyüdüğüm yere böyle deniliyordu. Mahallemiz aslında görünmeyen sınırlarla ikiye ayrılırdı. Çingene mahallesi ve Sürmeneliler. Bizim evimiz çingene mahallesinin sınırları içerisinde kalıyordu. Onun için pek çok kez ayrımcılığa maruz kalmıştık.
Kadir Şeker Masum mu? - 16/02/2020
...........
Serzeniş - 09/04/2019
........
Bezginlik - 20/03/2018
.........
Sözler Esen Rüzgâr, Ümit Paslı Metal... - 28/09/2017
...
Yokluğun Felsefesi... - 02/08/2017
...
 Devamı