• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/tabusalcom?ref=hl
  • https://twitter.com/tabusal
Meryem Kadıoğlu
O'nun Sistemi
16/06/2016



Kafamda bir sürü cümleler ve açıklamalar uçuşurken, bir anda yazmaya koyulduğumda hepsinin de ürkek kuşlar gibi kaçıp gitmelerini, henüz evcilleşmemiş düşünceler olarak gittiğini yorumlasam yeridir.

Konumuz, içinde yaşadığımız sistem. Bize sunulan mevcut içinde bulunduğumuz sistem! Ancak, suni bir aceleci hırs ve sahip olma içgüdüleriyle kurulmuş insanların sisteminden bahsetmiyorum. Çoğu bilim ilim adamlarının, ömürlerini hayatlarını anlamaya çözümlemeye adadığı kâinatın sisteminden söz ediyorum. Öyle kallafi dolambaçlı laflarım yok benim. Tez ayarında bilimsel araştırmalarım da bulunmamaktadır. Referans ise kendi yaşadığım hayatımdır.

Anlaşılır olmaya tasarlanmış olmama rağmen, mevcut çakma insandan olma sistemin benim anlaşılırlığıma bile, binlerce kulp takarak, anlaşılmamın önüne perde değil baraj duvarı dikeceğini de kabullendim. İşin gerçeği artık anlaşılmak umurumda değil! Anlamak istiyorum. Tek istediğim gerçekleri tüm gerçekliğiyle gerçekten anlamak.

Sistem diyordum; yarım sayfa kendimi anlattım. İnsanım ya ondan! Tüm dünyada anket tarzında bir araştırma yapılsa, yaşadıkları dünya ile ilgili; gök yerde olsaydı, yer gökte olsaydı. Veya yeni doğanlar yaşlı olsaydı, büyüdükçe gençleşip bebek olsaydı demezler!

Ağaçların kökleri tepede olsaydı da, hayvanlar sırtları üzerinde yürüse veya kuş yerine filler gergedanlar uçsa… Tamam daha fazla saçmalamadan, sadede geleyim. Genelimiz biliyor ki, bu dünya ve evrende incelemeye başladığımızda bıçak sırtı hesabında, netlikte sınırı olmayan bir düzenek mevcuttur. Her şey yerli yerinde derli toplu bizim hizmetimize sunulmuştur....

Olması gerektiği miktarda olması gerektiği ölçüde. Ayette buyurulduğu gibi “hiçbir aşırılık göremezsin”. Bu düzeneğe ben “Adil sistem” diyorum.
Adalet ne demektir? Bir şeyin olması gerektiği yerde, olması gerektiği miktarda, gerektiği ölçüde olmasıdır. Zulüm yani haksızlık ise tam tersidir. Yani bir şeyi olması gerektiği yerden alıp başka bir yere koymak, olması gerekenden, farklı davranmak, kısacası ölçüsüzlük yani haksız yani adaletsiz…

Bizim içinde yaşadığımız dünyada kurulan sistem haksız düzendir. İnsanlar mevcut sistemi adeta beğenmeyerek, kendi iradeleri ile iradelere boyun eğdirme düzenidir bu düzen..

Yine Tin suresinde dört ve beşinci ayette buyurulduğu gibi; “insan en güzel biçimde yaratıldı. Sonra aşağıların aşağısına indirildi.” Bu ifade “aşağının aşağısına” ifadesi birde hayvandan daha aşağı diye Furkan suresi 44. ayette geçmektedir. Kur’an denildiğinde genellikle akıllara, yazılmış saklanmış korunmuş kutsallık adledilmiş altı yüz küsur sayfalık bir kitap gelmektedir. Oysa Kur’an bütün azalarımızın deneyimlediği bize sunulan bu sistemde önümüze dökülen bütün verileri kapsar. Toplamak demektir. Kur’an. Oku denilerek ilk emir olduğu söylenir ki, Alak suresinde verilen ikra asla bizlerin anladığı manada alıp kitabı kös kös okumak değildir.!

O kelime irdelendiği zaman, gözümüzün gördüğü aklımızın kavrayabileceği tüm verileri, bir araya getirip yine kendi aklımızla bir sonuca varmamız istenmektedir. “Oku” emri ile bizlerden, birilerinin vardığı sonuçlara tabi olmamız asla istenmemektedir.

Şimdi hayvanlar alemine baktığımızda, dünyaya gelen her hayvan görev ve işlerini kendinden bilir. Ama bunu öğrenmesi için bir eğitmenden eğitim almasına gerek yoktur. İçgüdüsel olarak yaratılmış olduğu fıtratına döner. Bütün sisteme baktığımızda böyledir. Talimatlar bizlerdedir. Sadece bir araya getirerek bir sonuca ulaşmamız, yani Kur’an okumamız gerekir.

Biz insanlara biraz yer çekimi, biraz güç ve zaman verilince, binlerce yıllık ağaçların yerine, gökdelen dikmesi, bizi Yaratanın bizden istediği değildir!! Bir tarafta takım elbiseli boydan aşağı elbiseli insanlar yaşamlarını değişik yemek menüleriyle sürdürürlerken, diğer bir tarafta, üstünde kıyafeti olmayan çırılçıplak çaresiz aç-susuz kalmış insanlar bu sistemin adaletsizliğinin en büyük delillerindendir.

Saçma sapan gündemlerle konularla sağırlaşmayı gönüllüce kabul edenlerdeniz. “Hep ileri!” parolası ile adeta ölümsüzlüğe yok olmaya meydan okuyoruz. En “ben dindarım“ diyen toplumun dahi hedefleri vardır. Hedefsiz insanı kabul etmiyor bu sistem. Ancak hedefler hep üstün gelmeye sonsuz olmaya yöneliktir.

Muhammed (as) döneminden bir hikâye alıntılanır; boykot döneminde bir antlaşma yazılarak kâbe duvarına asılır. Ve bu sözleşmeyi karıncalar Allah yazısı olan kısım hariç kalanını yerler. Yoksa güve miydi? Ne önemi var? Sonuçta Allah’ın ismi olan yeri yememişler...

Ama hayvanın ismi illa lazım, kutsamak için değil mi? Neyse fiile gelmek istiyorum. Konumuz bu olayın gerçekliği veya yalan oluşu değildir. Biraz relax olalım. Hayvanlarla ilgili pek çok kıssalar anlatır. Ancak hiç kimse “ne var ki hayvanlar, üstüne düşen vazifeyi yapmış” demez. Yani öyle düşünebilseydik, hayvanların yaptığı gibi yalnızca Allah’ın adına hürmet eder olmazdık.

Yukarıda demiştim ya ayet hayvandan aşağı diyor. Bir hayvanı taklit eden de hayvandan aşağıdır. Çünkü hayvanı önder benimsemiştir. Bizler insan olarak bu sistemde yerimizi aldık. Sistemi aldığımız şekli ile korumaya gözetmeye zayıf olanı desteklemeye, yanlış yapanları doğrusu ile değiştirmeye.. Ancak geçici alemin ihtirası bizi de sarmaladı. Taa Adem’in o iki oğlundan beridir. Ve hatta Adem’in merakından beridir.

Hani denmişti ya ona “O ağaca yaklaşma yoksa dünyada zorluk ve sıkıntı çekersin.” Çocuğu olan herkes bilir. Bir çocuğa, “o ağaca yaklaşma” dersen, o ağaca yaklaşır. Sonuç olarak mevcut sistem daha en baştan bizim hizmetimize sunulmuş bu tüm nimetler, bizlerin her birimizin özünü açığa çıkartmaya yönelik tasarlanmıştır. Evet bu öyle bir kitaptır ki herkesi her şeyi ayrıştırır.!

Ve benlik davasına kapılan hiçbir kimse ona ulaşamayacak!! Bu sistem bize başkalarına hükmetmeyi değil, kendine hükmetmeyi, hareketlerini denetleyebilmeyi öngörür. Bizim atalarımızdan devraldığımız sistem, aklımızı durdurmakla kalmadığı gibi başı çekenlerin arzusuna göre düşündürülüp şekil veriliriz. Bir nevi boyun eğeriz.

İşte bu noktada; Tağuti sistem devrededir. Allah, Tanrı, Yehova, her dilde her dinde adı anılan yaratan olduğuna inanılan “O” sadece “O” nun sisteminde yer almamızı ister. Çünkü diğer düzen “O”na ihanettir, başkaldırıdır, isyandır.

“O “nun sisteminde yer almak için ne yapmak gerekir? Her birey kendi hayatı içerisinde, ölçülü kararında adil bir yaşam sürmelidir. Bu sistemde haksızlığa yer yoktur. Haksızlık yapan düzenden çıkar. Ve aşağıdan da aşağı hayvandan da aşağı bir düzene tabi olur. Hayvandan da aşağı çünkü hiç kendiyle aynı cinste olan bir hayvanı ezen, hakkını yiyen, öldüren bir hayvan da yoktur. Varsa da tek tük. Peki biz hayvan mıyız?

“O” bizlerle sadece insanlarla kitaplarla değil! Her an yakındır. Ve her zaman konuşur. Ama ayette de denildiği gibi, “yeryüzünde gezinen canlıların en şerlisi aklını kullanmayan sağır ve dilsizlerdir” Enfal 22. Ayetten de anlayacağımız gibi herkes O’nu duyamaz. Ve buna tek engel de yine kendisidir. Bunu da anlayamaz. Ve hep birilerini suçlu seçer yani günah keçisi…

Oysa Adem(as), şeytan tarafından kandırıldığında, Araf 23’de belirtildiği gibi yalnızca “Ben nefsime zulmettim.” diyerek sadece kendini suçlamıştır. Bizi tek tip yapan tek bir ortak noktamız vardır. İnsan olmamız! Kalan noktalarda kimse kimsenin alanına başkasınınkine zarar vermiyor saldırmıyor ise, kısacası haksızlık yapmıyor ise karışamaz!

Oysa bize dayatılan sistemde tek tip, zevkler, tek tip giyim şekilleri, tek tip düşünceler ve tek tip ırk tek tip din diye uzayıp giden yollar listeler gereksiz alakasız adaletsiz zorbalıklardır. Emir açık ve net! Eğer “O” na kul olmak isteniyor ise, adil olunacak. Bunun için ise bize verilen akıl ile bağımsız düşünebilmek kaçınılamaz bir hakikattir.

“O” bu yönlendirmeleri ile, merhametli bir eğitmen niteliğinde bizlere gerçek ölümsüzlüğün püf noktalarını bildirir. Ama bizler ısrarla ölümlü olmayı tercih ederiz. Yahut çoğalarak hakim olma büyüsüne kapılırız. Tıpkı Adem (as) gibi.

Çoğalmak dedim. Ölümsüzlüğe çoğalarak galip gelinemez. Hakimiyet dolayısıyla ebedi ölümsüz olana, “O” na aittir. Bu düzen bir açığa çıkarma, bir ayrıştırma düzenidir. Tıpkı Adem’in  içindeki benliği ağır basarak o ağaca yaklaşması, ne olduğu pek de mühim olmayan meyvenin yenilmesi ile start almıştır.

İçimizdeki “ben” mi hayatımıza hâkim olacak? Yoksa sistemin bir parçası olarak “biz” mi olacağız..

Tek mesele bu…



1304 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Sahne sizin! - 05/11/2021
Işıltılı dünyanın cafcaflı detaylarıyla kuşanmış, kendine insan diyen ırka sesleniyorum, sahne sizin!
Öldürülecek Kadın! - 09/09/2021
Kadına biçilen değer suskunluğuyla ölçülüyor. Konuşan, hakkını aramak için savunan kadınsa öldürülecek kadın ilan ediliyor.
Kendime Öğütler... - 25/05/2021
Emek ve alın teriyle gelen hiçbir şey kolayca gitmez elinden. Paran kadar var olmak ya da emekle kan ter içinden defalarca yeniden doğmak. Hepsi senin elindedir.
İslam Dini ve Bilim - 07/05/2021
Bilim ile din arasındaki bağ nedir?
Benim Gibi - 02/05/2021
Şiir
Mutsuzluğun Sırtı - 25/04/2021
Neyse, bizim zamanımızda dediğim çocukken. Ayılar oynatılırdı. Aynı bugün ki gibi ahali etrafına toplanıp eğlenceli anlar geçirirdi. Ne kadar hasret kalmışız gülmeye. Çocuğundan yaşlısına hepsinde bir gülümseme.
Yinelenme - 05/12/2020
"Aynı şeyi tekrar tekrar yapmak ve farklı sonuçlar beklemek deliliktir."
Bilmem! - 29/11/2020
Zihnimizin ördüğü kalın ve yalıtımlı duvarlardan, ancak özgürleşen benlikler kanatlanarak çıkıyordu.
Sakın dürüst olma! - 13/06/2020
İnsanlar okusun diye ilginç başlıklar atıp sonra da ottan böcekten bahsetmeyeceğim bu yazımda. Bildiğiniz kendi attığım başlığa meydan okurcasına dürüst olacağım.
 Devamı