• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/tabusalcom?ref=hl
  • https://twitter.com/tabusal
Meryem Kadıoğlu
Takdir-i İlâhi
02/02/2017

Sırf yazmış olmak için yazmak istemedim. Bunca zaman sessiz kalışımın sebebi bu idi...

Çünkü bana göre hayatta, ya her şeyin bir anlamı bir sebebi var. Yahut hiç bir şeyin anlamı yok. Ve yalnızca hayatımız bizim verdiğimiz anlam çerçevesinde şekillenip kıvama kavuşuyor. Aslında bunca karmaşık ifade yerine şunu kullanabiliriz;

 "Hayatımız kendi ellerimizdedir!"

Etrafımıza birazcık baktığımızda, her girdiğimiz ortamlarda dertli, sıkıntılı, halinden memnun olmayan sürekli, şikayet eden kimseleri görmemiz çok da zor olmuyor. Belli bir süre aralarında kaldığımızda bir bakıyorsunuz ki siz de akıntıya kapılıp, hayatınızda yaşadığınız sıkıntılardan söz etmeye başlıyorsunuz.

Sonra al sana bir arabesk festivali salatası...

Ruhumuzun gıdası dramatik hayat kesitleri...

Sonra hemen ardından, kadere sövme seremonileri.  

Sürekli hep bir sorumluluktan sıyrılma çabaları. Tereyağından çekilen kıl olma heveslerimiz... 

Yani bizleri yöneten kötü bir güç var. Bu güç; "zalim oynak cilveli ve kahpe" kısaca adına "kader" deniliyor.

Peki, bu gücün kaynağı ne? 

İlahi bir güç olmadığı kesin! İnsan olarak doğmuş ve yaşıyor olmamız bir de öleceğimiz gerçeği hiç şaşmaz oynamaz kaidelerdir.

Evrenin sistemine şöyle biraz göz attığımızda,  bilinen her maddede, gezegenlerde kendilerine has yörüngeleri ölçü ve kaideleri içinde şahsen ben "zalim, oynak cilveli kahpe" bir yönetim değil! Tam olarak adil bir düzen görüyorum. 

İster kabul edelim, ister etmeyelim, iradesi olan her varlık, hangi güç tarafından yönetilip ait olacağına yine kendi karar verir. 

Özellikle dindar kesimin kitaba endeksli inancı vurgulamalarına rağmen, İsrâ suresi on üçüncü ayet ya unutulur, ya es geçilir yahut da genel mana itibari ile bilinmez. 

Ayet içeriğinde, "her insanın kaderinin kendi çabasına bağlandığı" ifade edilmektedir. Bu kavram biraz irdelendiğinde aslında tüm hayatımızı değiştirecek bir anlayışla yüklüdür.

Tedbirsizlik ve akılsızca yapılan en kıytırık hatalarda bile, "kader böyle ne yapalım takdiri ilahi" tavrından neden vazgeçelim ki? Gayet  sorumsuzca kolay  bir hayat sunar bu yaklaşım bizlere! 

Tabi oynak kahpe bir gücün yönetimine dâhil olmak istiyor isek... 

Bir kimse sırf değişik ırka sahip veya dini görüşü değişik ve dışına yansıyor diye, haksızlığa uğratılmasını öylece izleriz. Eğer bizimle aynı görüşte olmayan biri haksızlığa uğruyor ise, "kendi kaşınmış bize ne!" Bizimle aynı görüşte olana da "kader böyle elimizden ne gelir!" 

Hep başkaları suçlu, hep birileri defolu, her olay bizim kapsama alanımızın dışında!.. Eğer suçlayacak birini bulamaz isek, hadi kaderi hedef alalım. Ama asla biz sorumlu olmayalım.

Herkes kendisi ile aynı görüşlere sahip kişilere destek ve onay verirken, değişik görüşlere, düşman gözü ile bakıyor, dışlıyor, horluyor itiyor…

Unutmayalım ki, itmek destek vermektir! Neyi ittiğimizi ve neye destek  verdiğimizi iyi düşünelim. 

Çünkü gerçek adaleti göğe kaldıran kocaman bir insan yığını söz konusu. 

Adalet göğe kaldırıldığına ver yansın edenlerin bir kısmı, fitne düşmanlık ve bozgunculuk tohumları ekmekten  keyif alırken, kalan kısmı ise neye hizmet verdiğini düşünmeden sadece itaat ediyor.

Tıpkı çiftçiler gibi bir kısmımız toprağı havalandırırken diğer kısmımız ekiyoruz. Sövenler  şikâyet edenler de bu tohumların büyümesine kök salmasına adeta can suyu oluyorlar.

Yani bütün o hoşumuza gitmeyen şeyleri aslında bizzat kendimiz besliyor büyütüyor hayatlarımıza hiç istemediğimiz halde dâhil ediyoruz.

Bu duruma da tamamen kendimizden bağımsızmış gibi "Kader" adı veriyoruz.

Bu hayatta bize verilen enerji ile aslında ne olmak istiyor isek, nereye hangi düzene  ait olmak istiyor isek,  o oluyoruz.

Artık Uyanalım! 

En azından bizim hayatımız ve gidişatı bizim ellerimizde bunun farkında olalım! Tüm olumsuzluklara rağmen kendi hayatımızı düzene koyabiliriz. Olumsuz giden her şeye rağmen, olumlu güzel şeyler de muhakkak olmalı. Onları sıkça söz konusu etmeli  düşünmeli hayatımızda en önce onlara yoğunlaşmalıyız.

"Gerçek" adaleti hayatımızda görmek istiyor isek, kendi hayatımızda bu ruha vücut verip ayağa kaldırmalıyız!!!

Her birimiz özlemini çektiğimiz gerçek adaletin yeryüzündeki azaları olabiliriz. Bu o   kadar da dikenli teller ardında veya şifreli kasalarda ulaşılmazlar da değildir!

Hoşuna giden güzel şeyler olurken sürekli, "Şükürler olsun! Şükürler olsun!" diyen, fakat tedbirsizliği yüzünden poposu biraz sıkışınca kaderine söven birileri olmaktan söz etmiyorum!

Hayatımıza dâhil olan her şey, aklımızın aldığınca belirli ölçülere sahiptir. Bu ölçülerin aşılması halinde olumsuz sonuca varacağımızı bilmemize rağmen, ölçüleri aşmamız sonucunda  oluşan olumsuzluklar kader değil! Kendi tercihlerimizin mahsulleridir.

Mesela bir midenin kapasitesi, herkese göre değişebilir. Ölçülerimiz farklıdır. Fakat her birimiz kendi ölçümüzü biliriz. Bu ölçüyü aştığımızda rahatsız olacağımızı da biliriz. Sonuç olarak bile bile ölçüsüzce beslenen birinin ülser obezite şişman biri olması asla bir kader  değildir!

Sadece kendi yaptığımız tercihin vahim sonuçlarıdır.. Şura suresi otuzuncu ayetin içeriği,  yine bu konularla doğrudan ilgilidir.

Örnekler elbette çoğaltılabilir. 

Kaderine  teslim olan, ne olamadığına sövmez! Olduğu şey her ne ise gereğince davranır. Tabiri caiz ise bulunduğu yerin hakkını verir. Layık- liyakatli - ölçülü…

Bize verilen mükemmel dizayn edilmiş uzuvlar ve aklımız var. Eğer bilir isek bunlar büyük nimetlerdir...

Asıl minnettar olmak, o verilen uzuvları, amacına uygun olarak kullanmakla başlar. Hayatımızda karşımıza çıkartılan her şeyden sorumlu olduğumuzu kabullenmektir en hakiki şükür. Her işimizde hatta  basit en sıradan işleri bile en güzel şekilde yerli yerinde yapmakla başlar.
Gerçek âdil düzene, ait -tabi-dahil olmak... 

Sonuç olarak, şikâyet ettiğimiz her şeyi bir tarafa bırakalım! Minnettar olabilmek gerçek destekçi ve destek alan olmak istiyor isek, bize verilen her şeyi yerli yerinde kullanarak hayatımızı bir de böyle yaşayalım.

Şükrün minnettar olmanın temelinde, verilen  her zerrenin veya nimetin amacına uygun kullanılması vardır.

Güzellikleri tüm hayatımıza çekmek istiyor isek mesela;

*Hoşunuza gitmeyen sürekli şikâyet etmenizi sağlayan hayatınızı kangren eden şeyleri kendinizden uzaklaştırın!"

*Olumsuzlukları sürekli anarak sadece reklam yapıldığını ve reklamın en büyük destek olduğunu unutmamalıyız. 

* Diğer insanların ne yapmadığı veya yaptığı ile fazlaca ilgili olmak, bize verilen en değerli nimet olan vaktimizi heba etmekten başka bir sonuç vermeyecektir. (fazlaca)

Tek temennim  şu andan itibaren tüm insanlığa bir milât olmasıdır. 

Tüm şuurlulara selam olsun.

 



973 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Sahne sizin! - 05/11/2021
Işıltılı dünyanın cafcaflı detaylarıyla kuşanmış, kendine insan diyen ırka sesleniyorum, sahne sizin!
Öldürülecek Kadın! - 09/09/2021
Kadına biçilen değer suskunluğuyla ölçülüyor. Konuşan, hakkını aramak için savunan kadınsa öldürülecek kadın ilan ediliyor.
Kendime Öğütler... - 25/05/2021
Emek ve alın teriyle gelen hiçbir şey kolayca gitmez elinden. Paran kadar var olmak ya da emekle kan ter içinden defalarca yeniden doğmak. Hepsi senin elindedir.
İslam Dini ve Bilim - 07/05/2021
Bilim ile din arasındaki bağ nedir?
Benim Gibi - 02/05/2021
Şiir
Mutsuzluğun Sırtı - 25/04/2021
Neyse, bizim zamanımızda dediğim çocukken. Ayılar oynatılırdı. Aynı bugün ki gibi ahali etrafına toplanıp eğlenceli anlar geçirirdi. Ne kadar hasret kalmışız gülmeye. Çocuğundan yaşlısına hepsinde bir gülümseme.
Yinelenme - 05/12/2020
"Aynı şeyi tekrar tekrar yapmak ve farklı sonuçlar beklemek deliliktir."
Bilmem! - 29/11/2020
Zihnimizin ördüğü kalın ve yalıtımlı duvarlardan, ancak özgürleşen benlikler kanatlanarak çıkıyordu.
Sakın dürüst olma! - 13/06/2020
İnsanlar okusun diye ilginç başlıklar atıp sonra da ottan böcekten bahsetmeyeceğim bu yazımda. Bildiğiniz kendi attığım başlığa meydan okurcasına dürüst olacağım.
 Devamı