• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/tabusalcom?ref=hl
  • https://twitter.com/tabusal
Adaletin Ötekileri Olmaz

Mehmet EFE
Sanatçı: Jens Galschiøt ve Lars Calmar
Sanatçı: Jens Galschiøt ve Lars Calmar

Bir tek uyanık, bütün uyuyanları uyandırmaya yeter.”
“İyi siyah veya iyi beyaz yoktur. İyi veya kötü insanlar vardır.”
“Gerçekle yüz yüze gelemeyecek kadar vatanseverlik veya devletçilikle kör olmamalısın. Yanlış yanlıştır, kimden geliyorsa gelsin.”
“Doğrudan yanayım, kim söylerse söylesin.
Adaletten yanayım, kimin yanında ya da karşısında olursa olsun.”
Malcolm X

“Dünyada görmek istediğin değişimin kendisi olmalısın.
Haksızlığa sapıp bütün insanlar seni takip edeceğine,
adaletle hareket edip tek başına kal daha iyi.”
Mohandas Karamçand Gandhi

Herkese adalet yerine ötekine cehenneme razı olduğun müddetçe, hep korkakla zalim arasında bir yerde olacak ve Cehennem’de son bulacaksın. Her iki yaşamda da.

Sana dokunmayan ateş, ötekiler olmaya indirgediğin ötekilerle işi bittiğinde duracak mı sanıyorsun?

Adalet istemek, birlikte yüklenmeye hazır olmak demektir; adaletin ötekileri olmaz. Ya sadece beriki rahat edecek, öteki acı çekecek ya da herkes biraz acı çekerek acıyı bitirecek. Ancak hepimiz birimiz için olduğunda hepimiz için bir mum yakacak birimiz çıkabilir.

Hukuk herkesten ve özellikle devlet ve hükumetten üstün olmadıkça; adalet herkesin herkes için taleb ettiği bir TEMEL HAK olmadıkça; bir cinayetler sürecidir devlet, bir sosyopatlar şebekesidir, fidanlarımızı budamaya devam edecek bir Frankeştayn. Biz adalete HERKES İÇİN aç olmadıkça devlet, 7sinde, 14ünde, 17sinde, 19unda, 21inde, sokakta oynayan veya eli sapanlı veya ‘pembe eşofmanlı terörist’ çocuklarımıza doymayacak.

Zalimlerin en kötüsü diktatörler, firavunlar değildir. Zalimlerin en kötüsü, halkın refahını azınlığın acısıyla ödeyen zalimi alkışlayan halktır.

Devlet tüm ülkenin tüm halkın, tüm kesimlerin, cemaatlerin, grupların olmalı. Belli bir grubun, sınıfın, örgütün tekelinde değil. Herkese eşit mesafede olmalı. Bunu sağlayacak tek şey de bunu sağlama bağlayacak bir hukuk düzenidir. Böyle bir hukuk düzeni kurulsun diye seçim sandığına gitti insanlar.

İhale yasasını 160 küsür kere değiştirenler, kendi fanatikleri dışında herkesin itiraz ettiği İÇ GÜVENLİK PAKETİ gibi torba torba yasaları engelsizce dilediğince çıkaranlar, devletin, kamu gücünün yeni paralelliklerle enfekte olmaması için ne yaptılar? Devletin, kamu dairelerinin HİÇ KİMSENİN çöplüğü olmaması için ne gibi önlemler aldılar?

Mesela, kimin adamı, kimin referansı değil, ne bildiği, tecrübesi, yeteneği, liyakati gibi ölçüleri esasa alan, ayrımcılığa da geçit vermeyen, şeffaf, net, katılım süreçlerinde eşitlikçi bir İÇ ADALET PAKETİ çıkartmayı neden düşünmediler hiç?

Düşünmezler. Sandığa adalet umuduyla gidenlerin ve adaletten umutsuz olup gitmeyenlerin, yani milletin iradesinden elde ettikleri imtiyazları azaltacak hiçbir adımı atmıyorlar. Yapıştıkları kamu memesinden olabildiği kadar çok semirmek isteyen bir kene düzeni kurdular.

Cumhuriyet’in halka hizmet etmesi umuduyla seçilen Menderes’ten beri gelen tüm hükumetler, “Yol, su, elektrik, fabrika” konusunda döktürdükleri cümleler, düzenledikleri törenler, arşınladıkları nutuk sahnelerinin binde biri kadar hukuk ve adalet gözetseydi, bugün seçilenler adeta “öncekiler nasıl hakimiyet kurdularsa biz de aynı yöntemlerle kuracağız. Dün ötekiler bizdik şimdi güç bizde” demişler gibi bir düzen kurmazlardı.

Emanet aldıkları gücü elde tutabilmek için emanetin gereklerinin bir kısmını yapıp geri kalanı yalanla tamamlıyorlar. İmtiyazları sorgulayabilecek hiç kimse girmez listelerine. Kenelerden başka kimseye geçit vermezler. Onlara geri adım attıracak olan tek şey duydukları alkışların azalmasıdır. Şartları değiştirme gücündekilerin tek derdi gücü kaybetmemek olduğunda güçlerinin nereden geldiği hatırlatılmalıdır onlara. Özellikle hukuk kurallarının da ırzına geçmeye başladıklarında.

Her biriniz, güç, etki, karar yetkisi sahibi olduğumuz her yerde (sosyal medya dahil) hergün adalete katkıda bulunmak için bir şeyler yapabilirsiniz. Kendinize yalanlar söylemeden.

Sizden başkalarını dövenler, onları hukuksuz dövebildikçe, sadece linç ortağı olmakla kalmayacaksınız; er ya da geç, dayak yiyeceksiniz. Özellikle bu ülkenin “aydın” sayılan çocukları.

Aydınların en kötüsü çoğunluğun ezdiği yerde azınlığın safına geçmeyenlerdir. Aynı şekilde, halka gaddar rejimlerden biraz daha iyi muamele edişini bahane ederek, azınlığın ezdiği halkın safında dikilmek yerine ezenlerden beslenmeyi seçenlerdir.

Zulüm düzeninden beslenen aydınların en ahlaksızları, sırtlarını güce dayayarak adaletten, kurtuluştan, dirilişten, medeniyetten, özgürlükten söz edenlerdir.

Çünkü onların yaptığı, zalimlerin emeğini hayatını çaldığı halkın sesini soluğunu çığlığını yağmalayıp zalimlerin gücüne eklemektir.

Mazlumlara yapılacak en büyük kötülük, zalimlere zalim diyebilme imkanlarını da ellerinden almaktır.

Bir de zalimin safında olmayı reddedenler vardır, aslında güce tapar, zalimin kendisi olmak isterler. O muhaliflerin nasıl zalimler olacağını anlamak zor değildir: Mazlumların safında olmaktansa, durmadan mazlumları saflarına gelmemekle suçlarlar.

Vazgeçilemez haklarda birleşip herkese adalet için adımlar atmaya başlamazsak, vazgeçmediğimiz hiçbir şey kalmayacak.

Hep zamanı olması gerekeni ertelemeye ödediğimiz bedeller yeter. Zamanı geleli çok oldu.

Bizimkiler-Ötekiler üzerinden beslenen canavar kemale eriyor. Güç sarhoşları kusuyor. Tüm krallar çıplak. Herkese adalet ve özgürlük safındakilerin günü geliyor. Tüm dünyada.

Oğlu Burakcan’ı toprağa verirken, “Berkin ya da benim oğlum… Benim için bir farkı yoktur.. O da bir evlat benimki de bir evlat.” diyen babaların sesini duyacakların günü geldi. Bu toplumun içinde, gözünün nuru kızının ırzına geçip O’nu hunharca katleden bu toplumun içinde, Özgecan Aslan’ın babası gibi insanlar da var. O baba ki, herkes kızının katilleri için idam cezası geri gelsin derken, o istemedi, kine ve öfkeye yenilmeden hukuku üstün tuttu ve “Allah onların analarına babalarına da yardımcı olsun” dedi.

Yüzme bilmeyen oğulları iş cinayetlerinde katledilen analara kulağı tıkalı bezirganlarla tartışmanın, konuşmanın anlamı olmadığını görenler birbirlerini bulsunlar. Erdem’in anlamını hatırlayanlar konuşsunlar. Canlarımıza can muamelesi yapacak canların günü geldi.

Bu ülkede henüz takati kalmış namusluların, artık herkesi boğan namussuzluğa, riya ve hukuksuzluğa karşı dayanışmasının zamanı gelmedi mi? Geçmek üzere.

Yorumlarınız lütfen bu linkteki orijinal adrese yapınız.

  
1319 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın