• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/tabusalcom?ref=hl
  • https://twitter.com/tabusal
Mutsuzluğun İcadı

Abdullah Reha Nazlı

“İnsanın başına iki kötü şey gelir; istediğini elde edememek ve istediğini elde etmek…” Oscar Wilde

Mutsuzluk ile dertlerin ne alakası var?

Çölde yaşayan insan mutsuz olmaz, şehirde mutsuz olur.

Ana fikri baştan söylemeliyim; mutsuzluk dertsizliğin bir sonucudur. Düşünecek bir şeyi kalmayan beynin hissettiği boşluktur.

Bir insan hayattaki tüm hedeflerini gerçekleştirdiğinde mutsuz olur. Geçim sıkıntı yaşayan bir insan için hayat hep bir sonraki ayın hedeflerini kovalamak, her seferinde bir yenisi ortaya çıkan dertleri çözmekten ibarettir. Milyon dolarlık bir şirket patronu için ise hayat yeni dertler aramakla, daha büyük girişimlerde bulunmakla geçer.

Beyin, küçük bile olsa iki dertle uğraşmaz; tercih yapar. Sıcak bir yaz günü, susuz kaldığımızda su bulana kadar tüm dertlerimiz ikincildir. Hatta bir süre sonra başka bir şey düşünemez oluruz. Bu susuzlukta insan mutsuz değildir. Su içtiğimizde ne olur? Karnı acıkmış ama susuzluğunu düşünmekten farketmemiştir. Yemek yediğinde tatlı ister. Tatlıyı yeyince yorulduğunu farkeder. Dinlenirken canı sıkılır, televizyon açar. Komediye ihtiyacı duyduğunda duygularını tatmin eder. Yeterince izlediğinde televizyonu kapatıp bir süre boş boş etrafa bakar. İşte şimdi mutsuz olmuştur.

Aynı apartmanda belki de bir başka dairede ilerleyen bir şeyler vardır. Birisi, bir tezin sonuna yaklaşmıştır. Öbürü ertesi günkü toplantıya hazırlanıyordur. Başka bir evde bir bebek bekleniyordur. Mutsuzluk, gündemsizliktir. Mutsuz olmak vakti olan adamın işidir. Mutsuz olacak kadar dertsiz ve uğraşsız olmak, utanılacak bir şeydir.

Tarihte hiçbir zaman bu kadar mutsuz olunan bir çağ daha yaşanmadı.

Hollanda’da ömür boyu gece gündüz değirmende çalışmak zorunda olan kadınlar için yazılmış şiirler vardır. Afrika’da 150 yıl içinde yüzbinlerce insan çete savaşlarına kurban gitmiştir. Ülkelerindeki baskıdan kaçan insanlar kıta keşfetmişler, ülke kurmuşlardır. Bunlar ülkelerini kurarken varolan medeniyetlerin kökünü kurutmuşlar, soykırıma uğratmışlardır.

Şimdi en yakın çiftliğe onlarca kilometre uzakta yaşayabiliyoruz. Toplumun yiyecek ihtiyacına hiçbir katkı sağlamadan şehirde yaşayabiliriz. Kıyafetleri birileri mutlaka üretir. Market, çarşı kültürü insanlık tarihindeki temel ihtiyaçları iptal etmiştir. Marketten alışveriş eden insan, tarlayı ekmek için gün ışığında uyanan insandan mutsuzdur.

Suya yakın olmak için dağın tepesine ev kuran insanlara nazaran, bir ihtiyacında uzun ve zahmetli yolculuklar yapan insana nazaran; eviyle işi arası yolu hızla alan tramvay insanı başını cama dayar, mutsuzdur.

Hiçbir şeyle ilgilenmemek insan fıtratına ters bir durumdur. Ancak biz gittikçe daha çok yükümlülüğü belirli bir mesleğin görevi alanına dahil edip kendi hayatımızdan çıkarıyoruz. Ucuz bir yolu bulunan her şeye koşuyoruz ve unutuyoruz. Çamaşır makinesi, ütü hemen kabullenilmiş. Şimdi bunlar da evlerden çıkmak üzere. Kendi söküğünü dikemez insanlar olmaya çalışıyoruz. Şehir yaşamı olmasa, yiyecek bir şey bulamaz, aç kalırız. Kendimize ithaf ettiğimiz ünvanlar sadece kendi ülkemizde geçerli. Sınırı geçtiğimiz anda işçiyiz. Mutluğumuz şartlara bağlı, hatta bazen başka insanların düşüncelerine bağlı olacak kadar ufak düşünüyor, küçük yaşıyoruz.

Zamanı hızlı geçirmeye yarayan her şeye koşuyoruz. Elimizde telefon. Dişçide, otobüste, cenazede; hiçbir yerde vakit geçiremiyoruz. Mutsuzluğa doğru koşuyor ama ondan kaçmaya çalışıyoruz. İhtiyaçlarımızı kendimiz doğuruyor sonra da çözümlerin kölesi oluyoruz.

Mutsuzluğumuzun da ne bize, ne kimseye faydası yok. Sadece mutsusuz. Dertsizliği başkalarının dertlerini çözmeye harcamak kimsenin aklına bile gelmiyor. Mutsuzluğunu işe odaklanma, sorun çözme, fikir geliştirmeye harcamayı başkalarına bırakmışız. Aslında mutsuzluk motivasyon sebebidir. Büyük işler başarma öncesi, hayatın kendisindeki espriyi anlayıp her şeye yukarıdan bakabilen bir insan olmak öncesi çok yararlıdır. Gel gelelim, bizler kendimize acımaktan başka aklımıza bir şey gelmeyene kadar dert çözmeyi unutmuşuz.

Mutsuzluğu biz icad ettik. İlacı, başkalarının dertleri ile dertlenmektir. Etrafımıza bakalım, mutsuz olamayacak kadar derdi olan insanları rahatlıkla görebiliriz…

“Savaş olmayınca insanlar rahatlık ve refah içinde tıkanıp kalır ve büyük düşüncelerle büyük duygulara sahip olma kapasitesini yitirirler, alaycı bir tavır takınıp barbarlığa düşerler…” Dosteyevski

  
1218 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın