• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/tabusalcom?ref=hl
  • https://twitter.com/tabusal
Düzen Kişisi miyiz?

Serdar ÇINAR | Tabusal.com

Kendi sorduğum soruya cevabı kendim yapıştırayım: Tabii ki, öyleyiz! Başka nasıl olabilir ki? Bozuk düzen ya da çarpık düzen veya sömürü düzeni, yağma düzeni vb. adlarla andığımız düzeni her gün yenileyen, sürdüren bizden başkası değil. Üstelik, bir çoğumuz bu bozuk düzenden şikayetçiyizdir. Zira, bozuk düzenin çarkları her an dişlileri altında bir çok insanı ezmekte, paralamaktadır.

Gelgelelim, kendi ellerimizle yarattığımız bu çarka teslim olmuşuz, bu çarkı nasıl olup da ayakta tuttuğumuzu, bir zulüm makinesi gibi işlettiğimizi bilmiyoruz.

Mesela, toplumu bir bütün olarak görmeyiz, onun yerine toplumun bir kesiminden biri olarak kendimizi görür, diğerlerine karşı kendimizi güçlendirmeye çalışırız.

Kadın-erkek diye ayrıma gider, kadın ve erkeği birbirine karşı konumlandırırız.

Sınıf ayrımı üzerinden sınıflar mücadelesini esas alırız.

Bireyler olarak, ‘ben ve onlar’, ‘diğerleri’ ayrımı zaten en başta gelir ve bütün davranışları biçimlendirir...

Bütün bu yaklaşımlarda ortak yön, toplum hayatının ve tarihsel olarak meydana gelen toplumdaki farklı kesimlerin mutlaklaştırılmaları, toplum hayatının değişmez olarak tanımlanmasıdır. Bu hayatta her zaman ötekiler vardır. Sürekli olarak birbirlerine karşı konumlanırlar ve düzenin çarklarını döndürürler.

Eğer toplum, bir bütün değilse, tarihsel olarak değişen bir olgu değil de, farklı kesimlerin farklı çıkarlarıyla sabit ise yapılacak iş bu kesimler içinde kendi durumunu en iyileştirmek olur, iktidar mücadelesi vermek olur. Kısaca, insanları ezen zulüm makinesinin çarklarını üretmek olur. Kimse, ürettiği bu çarkları kabul etmek istemese de, toplumu bütün olarak görmeyen, sınıflar ve kesimler arasındaki farkları mutlakmışcasına değerlendiren tüm yaklaşımlar, bozuk düzenin çarklarını ve onların dişlilerini meydana getirirler. Zulüm makinesinin çarkları her gün yenilenir, bu çarkların başka kesimleri ezmesini bize dokunmamasını hayal ederiz.

Toplumu bir bütün olarak görmedikçe, toplumun bizim davranışlarımızla dönüşen tarihsel bir olgu olduğunu kavramadıkça, birey olarak da bir bütün olan toplumun ve onun köleliğinin ya da özgürlüğünün bir parçası olabileceğimizi anlamadıkça zulüm makinesini üretmeye, yaratmaya, suçu da ‘karşı taraf’lara, erkeklere, kadınlara, devlete, tanrılara, şeytana, dinsizlere, diğer dinden ya da milletten olanlara, kadere vb. atmaya devam edeceğiz.

Nasıl canla başla başkalarını suçluyoruz hep değil mi? Etrafa şöyle bir göz atın, ‘düzen kişisi’ olmayanı görebiliyor musunuz?

Lakin, umut her zaman var (bozuk düzenin bozuk düzeni hoş göstermek için yaydığı sahte umutlar değil, sahici umut!) bozuk düzen, adı üzerinde bozuktur, arızalıdır ve onu düzeltmek insanların tutumlarına bağlıdır. Yani umut, ne zamanda, ne tanrılarda, ne ulularda, ne devlette, ne hükümette, ne düzen partilerinde ne şunda ne de bundadır: Umut sadece ve sadece bizdedir. Toplum düzenini istemeden bozduysak da, toplum düzeninin aslını anlayarak düzeltme şansı da bizim ellerimizdedir.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      1100 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın