• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/tabusalcom?ref=hl
  • https://twitter.com/tabusal
Yoksulları sevmeyiniz

Selim Temo

Tozlu fabrikalarda birbirlerinin gözlerinden cesaret devşirenler eskide mi kaldı? Güneşin teriyle kavrulan, gövdesini gizli bir dehlize çeviren, başkasında yankılanan yüzünü kesif kokusundan tanıyan. Oysa sınırları görünür ve görünmez polislerle çevrilmiş makbul mahfillerin uzağında, basamaklarda biriken kadınların dediğine göre, her yangına tutkulu bir ateş bulunur. 

Yoksullar gözlerinden oluşur. 

Hoyrat sözcüklerin sesli harflerini göğe salan çocuklar, yokuşlu sokaklara yakışırlar. Bilirler bir sentaksın ettiğini. Steril tarihe isli bir itiraz, ışıklı vitrinlere koyu bir leke gibi yaklaşırlar. Açık yaralardan yapılmış bayraklarla çığlık çığlığa çıkarlar rüyalarından. 

Efendim, mümkünse, yoksulları sevmeyiniz. 

Aşkın yorgun katarında bir ısrarın eğimi. Enine açılan haritaların başında üşütük generaller. Beyaz ışıklı karakollarda kemik sesleri gibi tok bir incinme. Köşe başlarında görmeden bakan yüzlerin hasleti. Umudun burçlarına sızan celep elleri, gecikmiş faturalar, elektrik telleri. 

Zamanı geren, esneten, yayan yavaşlık. Sabrın bungun eşiklerde folklora dönüşmesi. Kuruması, eprimesi, boğaza takılması bir sitemin. Dumanlı evler didinip tekinsiz balkonlar çırpındığında, sokak başlarını işlek siperlere çeviren bekleme duygusuyla elbet bir gün geniş meydanlara çıkılır. 

Ama şimdi susmayı öğrenmeliyiz. Kendi adına konuşan modası geçmiş bir isyan giysisi kanırtır söylemeyi bile. Steril caddelerdeki taklar, paslanmış sirenler o kutlu günü bekler. Kaynaşır kara yüzlü adamların, kısık bakışlı kadınların dilleri. Yıkmanın yan anlamı pekişir, serpilir; buyurur kitabınca. 

Bilir ki tutkunun zincirine sarılmış el sızının eğimini. Ne zaman kendi ekseninde dönse, hüzünlü bir avluya saygıyla iliştiğini hatırlar. Efkârlı adımların girdiği küçük dükkânlarda geçmiş bütün günlerin hesabını tutma denir buna, çok kırılmış bir şiveyle. Demek ki bayım, yoksulluk liriktir. 

Ama dilinizin damaklara yapışan kirinde isyanı soğurmanın tadı var. Balkonsuz ofislerin, evlerin üst katlarında boyuna çiğnenir. Esirgenmiş, geniş vadilere bakan pencerelere taşınır kanımızla. Dişlerin arasında geveleyen sınıfsal bir tortu, hadi öfke densin, hatta alarga. Çentiklere biriken terin bir dediği olacak ama, unutmayın efendim, yoksulluk sizden gizlenendir. 
Böylece uzun bir geceye başlayabiliriz. Hükümsüz bir dili bırakarak kalantor kalemlere, kendi sözlüğümüzden sessiz harfler türetebiliriz. İşimiz olmaz itidale çağıran pek bakımlı ağızlarla. 
Yoksulluk bir konfordur efendim! 

DEM
işte bugün de 
geçeceğim kenti bir uçtan öbür uca 
bırakarak 
evlerin mızrakları üstünde 
ruhumu parça parça 

Vladimir Vladimiroviç Mayakovski: 1893 - 1930 
(Çev. Sait Maden)

@tabusal.com

  
1204 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın