• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/tabusalcom?ref=hl
  • https://twitter.com/tabusal
Tuba Çiçek
İnsanın Bitmeyecek Sorgusu
07/10/2019

İnsanın Bitmeyecek Sorgusu Var-ol-uşun Kaynağı Nedir?

Kâinat denilen bu evrende bizler; akıl sahibi, bilinçli, farkında lığı olan, varlıklar olarak, akıl melekelerimizin geliştiği andan itibaren sorgulamaya başlarız: ben kimim? Neyim? Nereden geldim? Nereye gideceğim? Gibi birçok farklı sorunun muhatabı etmiştir insan kendisini, Bilincinde, iç dünyasında. 

Bu sorgulama, anlama, anlamlandırma aşamaları insanı bazen boşluluğa, karambole, bilinmezliğe ve hatta uçurumun kenarına itmiştir. Sorgulama süreci bizimle başlamadı ve bizimle de bitmeyecek elbette. İlk insanın varlığından, şimdiye dek, varoluşu sorgulama süreci devam etmektedir, edecektir. 

Örneğin; Geçmişte yaşayan insanların, kaç milyar insan geldi geçti bu semadan, bilemiyoruz. Öyle bir veri yok çünkü elimizde, şu kısıtlı teknoloji ile de olmayacak gibi. 

Varlığı ve nasıl var oldum ve neden sorusunu kendisine sorarken insan, doğanın, kâinatın, uzayın dünyamızdan görünen parçasından esinlenerek bazen yaratıcının güneş, bazen ay, bazen yıldızlar ve hatta ateş, su, toprak, hava olduğunu düşünmüştür. 

Bazense İnsan insanı tanrı edinmiş, bazen de yaptıkları putları, bazen hayvanlara tapınmış, şimdilerde ise bilimi tanrı edinmiş, bazen de hiçliği. Uçsuz bucaksız bu evrende insanın gördüğü, düşündüğü, duyduğu hissettiği kadar olmuştur tanrısı, yaratıcısı diğer bir değişle sığınağı. 

Çünkü insan bu dünyada yalnızdır. Düşünür, taşınır delirir. ‘’Aklın son sınırı deliliktir’’ derler aynen bu raddeye gelir düşüne düşüne. Bazen ben neyim? Kimim? Bu evrende neden var oldum. Doğum ve ölüm gibi bu muammalar da nedir? Gidenin dönmediği. O halde neden! Tanıdım ben bu insanları, neden! İyilikyapıyorum. Yâda neden? Kötüyüm. Bu gelişler, gidişler amaçsızımı? Hiç Bir şeyin hesabı olmayacak mı? Doğduk belirli evrelerden geçerek hiçbir bedensel biyolojik evre dahi elimizde değilken bilgisayar programı gibi programlanmışken, bebek çocuk, ergen yetişkin, yaşlı ve son durak ölüm gibi.

Neden, neden, neden? Bu neyin yaşamıdır? Kimdir? Bizim hamimiz. İçimizdeki bu dinmeyen boşluğu, huzursuzluğu dindirecek bir kapı yok mudur? Diye diye günümüze kadar geldi insanoğlu.

Her sorgulama evresinde yâda zamanında, uzamında bir ilahi mesaj geldi bir elçi tarafından. Kendi toplumunun içinden toplumunun çocuğu olan bu elçiler ‘’biz istiyoruz ki içinizden ezilenleri önderler yapalım’’ (Kasas 5.) ayeti ile desteklenerek, ey! İnsan dinleyin beni dedi: Elçi. biz bu evrende yalnız değiliz, bizi yaratan ilahi bir kudret var. Ve ben ondan mesaj getirdim sizlere dedi. Tabi bu deyiş o toplumların her birinde tepkiyle, küçümseme, dalga ile karşılandı. 

Ve böylece günümüze kadar geldi bu elçilerin adları: ilk Âdem dendi sonra Havva, sonra Habil, kabil, Nuh, İbrahim… Ve son elçi Muhammed’e kadar devam etti bu ilahi mesajın bildirim süreci. 

Son dedi; son peygamber, olduğunu söyleyen Hz. Muhammed. Çıktı toplumunun karşısına ve dedi ki ben şu ana kadar size hiç yalan söyledim mi? karşında onu dinleyen topluk ise hayır dediler. Seni emin, sözünden ve davranışlarından emin diye biliriz dediler.

O halde dedi Muhammet; ben Allah’ın siz insanlara gönderdiği son elçiyim. İnanın! Yalan yok. Okuyun, düşünün, akıl edin, sorgulayın ve gerçeğe ulaşın dedi. Yalnız değiliz bu evrende, bizi yaratan bir rabbimiz var o bize şah damarımızdan daha yakındır dedi.. Farklı âlemlerin, boyutların varlığından bahsetti. En akla yatkın mantığa uygun mesajlar illeti, ümmi idi buna rağmen devasa bir mesaj illeti insanlığa, inanmak yâda inanmamak özgür iradenize bağlıdır, dedi elçi. Sadece bu mesajı iletmekle görevliyim, bana hangi muamele uygulanacak yaratıcı tarafından onu dahi bilmem dedi. 

Bu bağlamda çoğumuz ben de dâhil, bu gibi konulara, yaratılışımızın, varlığının izini sürmeye ilgi duyup, İlk insanın, peygamberin, elçinin ( Hz Âdem) varoluş hikâyesini. İrdelemiş, sorgulamış, okumuş, araştırmış, Kafası karışmış, inanmayanları da, takip ederek devam etmişizdir hayatı, varoluşu sorgulama terennümüne.

Bir Yaratıcının varlığından haber veren onlarca peygamber ve onların kitaplarından (mesaj) bahsediliyordu. Bir dinler tarihi külliyesi oluşturulmuştu, inanmış inanamamış insanlık toplumu tarafından.

Dinler Semavi- ilahi ve ilkel diye sınıflandırılmıştı. Birtakım kesimler tek bir yaratıcının varlığından bahsederken, bazı materyalist söylemlere inanalar ise; insanın evriminden bahsediyordu ve tanrı inancını reddediyorlardı. Arkeoloji bilimi, ise yapılan kazılarda, inanç tarihini somut verilerle sunuyordu biz insanlara.

Örneğin; arkeolojik kazılar da İnsanlığın kurduğu en eski medeniyetin, inanç tarihinin Sümerlerden geldiği iddia ediliyordu. Nedeni ise mevcut dinlerin tüm ritüelleri neredeyse Sümer medeniyetinde yaşandığı gerçeğiydi. Oysa peygamberleri aracılığı ile ilahi kudretini bize tanıtan yaratıcı ilk insan, ilk peygamber Âdemden itibaren aynı mesajı iletiyordu insanlığa diye biliyorduk.

Birçok bilim insanı, dini argüman’larda ki bilgilerle bilimin test edip onaylanmış verilerini Kuran’ın mesajları ile karşılaştırıyordu. Örneğin; kuran da geçen şu ayetler:

‘’birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir berzah/engel vardır; birbirlerinin sınırlarını geçemezler.’’(Rahman, 55/19-20)  

Birbirine açılan, fakat suları kesinlikle birbiriyle karışmayan denizlerin bu özelliği, okyanus bilimciler tarafından çok yakın bir zaman önce keşfedilmiştir. "Yüzey gerilimi" adı verilen fiziksel bir kuvvet nedeniyle, komşu denizlerin sularının karışmadığı ortaya çıkmıştır. Denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi, âdeta bir duvar gibi sularının birbirine karışmasını engeller. (Richard A. Davis, Principles of Oceanography, Addison-Wesley PublishingCompany, Don Mills, Ontario, ss. 92-93)

“İnsan zanneder mi ki ölümünden sonra Biz kemiklerini toplayıp onu diriltmeyeceğiz? Evet, toplarız, hem de parmak uçlarına varıncaya kadar eski halinde düzenleriz!”(Kıyamet, 75/3-4) 

Ayetinde geçen parmak uçlarındaki sır, 19. yüzyılda, herkesin parmak izlerinin farklı olduğunun keşfedilmesiyle daha iyi anlaşılmıştır. 

Diğer bir ayette ise; 

 

Akıtılan meniden bir damla su değil miydi? Sonra bir alak (embriyo) oldu, derken (Allah, onu) yarattı ve bir ‘düzen içinde biçim verdi.’ böylece ondan, erkek ve dişi olmak üzere çift kıldı. (kıyamet 37-39) 

 

Diye insanın Anne karnındaki yaratılış aşamaları bilimsel verilerle uyumlu olarak bizlere bildirilmiştir. Kısacası; 1400 yıl öce, genetik ve mikrobiyoloji bilimlerinin esamesi okunmazken Kur’an da bu varoluş anlatımların yaratıcının varlığına dair önemli bilgiler ve şifreler olduğu önyargısız bakan gözler ve düşünenler için gerçek verilerdir denilebilir akıl mantık ve gönül rahatlığıyla.

 

"Ay için de birtakım safhalar, duraklar tayin ettik; dolaşa dolaşa, nihayet eski hurma salkımının çöpü gibi kuru, sarı, kavisli bir hâle gelir. Ne güneş aya kavuşabilir, ne gece gündüzün önüne geçebilir. O gök cisimlerinden her biri, birer yörüngede akar, durur..."(Yasin, 36/39, 40)

Bunlar;1400 yıl önce indirilmiş kitapta yazan ayetlerdir. Kuran bilime aykırıdır diyenlere örnekte verilen bu ayetler bilimsel veriler ile desteklenmiş ve doğruluğu bilimsel testler sonrası kanıtlanmış gerçeklerdir. Diğer bir tabirle Allah’ın varlığının delili mucize ayetler olarak inanan yâda inanmayan, önyargı katmadan bakan kişilerce kabul görmüş gerçeklerdir.  

Özetle şu bir gerçektir ki bir yaratıcının varlığına inanmak isteyen için ‘’bence’’ insanın önüne bırakılmış ve gayet emin ve güven verici cümlelerle yazılmış kitaplar var. Oku, düşün, araştır, sorgula, karşılaştır, eleştir, gerçeği akıl ederek bul diyen. Tevrat, İncil tahrif edilmiş olsa da ve en son Kuran ‘’aşkın olanı- yaratıcının’’ mesajını bildirmiştir insanlık ailesine.

İnanmak ( inanan) yâda inanmamak (ateist) konusunda özgür olduğunu söyleyerek.



1028 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Bir Ortadoğu Tasavvuru - 01/09/2019
Erdemli şehrin yöneticisinin amacı; kendisine ve halkına gerçek mutluluğu vermektir. Zenginlik ve zorbalıkla yönetmek, erdemli yönetimin özelliklerinden değildir.
Derin Devlet Fosillerinin, Ayak takımını Diriltişine Dair - 23/04/2019
Fosil kelimesinin mecaz anlamı: Düşünce, yaşayış biçimi bakımından çağın gerisinde kalmış, örümcek kafalı, yeniliği kabul etmeyen, edemeyen kimselere söylenir.
Çürümüşlük ve İslamofobi Stigması - 18/03/2019
...
Aydınların Issız Yolculuğu - 15/03/2019
Kurulu düzeni, egemen siyasi düşünceyi ve onların güç ardına sığınarak uyguladıkları zulmü, haksızlığı aydınlatıcı felsefi düşünceye dayanan cümleleriyle yerle bir eden filozoflar, âlimler, bilim adamları diğer bir tabir ile aydınlar yüzyıllar...