• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/tabusalcom?ref=hl
  • https://twitter.com/tabusal
Mustafa Yıldırım
-
Ulus Baker’e Ziyaret - 9
10/01/2026
Nevizade istikametinde
yüz metre kadar yürüdük
Nezizade’yle Çiçek Pasajı
birbirine çok yakındı
aralarında elli metre ancak vardı
Çiçek Pasajı binası
dışarıdan muhteşem gözüküyordu
restore edilince
harikulade olmuştu
pasajın iç avlusuna
meyhaneler masalar kurmuşlardı
ferah bir masaya
Ulus Baker’le karşılıklı oturduk
‘geldiniz mi daha önce Çiçek Pasajı’na
geldiyseniz, kiminle geldiniz?’ dedi
öksürerek boğazımı temizledim
‘evet, geldim
Sait Faik Abasıyanık’la,’ dedim
çok şaşırdığı gözbebeklerinin büyümesinden belliydi
‘gerçekten mi, dostum
canlı bir edebiyat tarihisiniz vallahi
ne güzel bir imkân,’ dedi
‘estağfurullah üstadım
sizin filozofluğunuzla
bilgi deryası oluşunuzla
asla kıyas edilemez benimki
ama imkân konusunda haklısınız
geçmişi yakın eden
beni geçmişe götüren
bir zaman âletim var,’ dedim
tam bu sıra garson geldi
ne yiyip içmek istediğimizi sordu
‘bir kadeh kırmızı şarap alayım ben
beyefendiye de otuz beşlik rakı getirin
ne yiyeceğimizi de beyefendiye bıraktım
o ne isterse, benim ki de ondan olsun,’ dedim
Ulus Baker’e döndü garson
Ulus gülümseyerek, ‘Barbun olsun
barbunu çok severim,’ dedi 
gevrek gevrek konuşarak
garson gülümseyerek gitti
‘tesadüfe bakın ki
Sait Faik’le de barbun yemiştik 
Çiçek Pasajı’nda
sadece meyhaneler farklıydı
o zamanki meyhaneler
içerideydi hep
avluda böyle ferahfeza 
coşkulu bir ortam yoktu
pasaj binası köhnemiş, yaşlanmıştı
mimari de insan gibidir
yaşlanır ve ölür
yetmişlerin sonuna doğru
bir gece vakti çökecekti bu bina
tam on yıl enkaz hâlinde durmuş
on yıl sonra restore edilmiş
eski hâline dönmüş yeniden,’ dedim
içkilerimiz ben konuşurken gelmişti
kadehlerimizi birbirimize doğru kaldırıp
birer yudum aldık içkilerimizden
‘Sait Faik’le de benzer yönünüz çok
o da karışık, dost canlısı bir insandı
ikiniz de adalısınız meselâ
siz Kıbrıslıyken, o Burgazadalı
evet, burada doğmadı
ama kendisine bir lâkap
ek bir soy isim yapacak kadar çok sevdi
o da siz gibi içkiyi çok severdi
yalnız o, denizden babası çıksa bile yerdi
barbun seçimi bana aitti
çok lezzetli olduğunu duymuştum
bir lezzetsever olduğum için
lezzetli olduğunu öğrendiğim şeyi merak ederim
böylelikle, barbun istemiştim
Sait Faik’in dili ve anlatımı da muhteşemdir
tıpkı sizin gibi,’ dedim
maalesef ki, ömürleri de aynı olacakmış
kırk yedi yıl neyinize yetmez
demişti âdeta doğa
barbunlarımız geldi
görüntüsü iştah açıcıydı
altın sarısı, nar gibi kızarmış
barbunya denilen küçük balıklar
fasulyenin abisi olan barbunyayla
isim benzerliğinden galiba
kısaltmalı isim verilmesi
yanındaki yeşillik ve
salata görüntüsü de enfesti
iştah artıyordu
balıklara giriştik
ımmm, nefisti barbunlar
arada içkilerimizden yudumluyor
afiyetle barbunlarımızı yiyor
ve sohbet ediyorduk
barbun porsiyonlarımız bitmişti
tam bu sıra
sokak çalgıcılığı yapan
Çingene gençler peydah oldu
Çiçek Pasajı’nda
müziğin nameleriyle
ortamı büyülemişlerdi
yanımıza kadar gelmişlerdi
Ulus Baker hem içkinin tesiriyle
hem de müziğim büyülü nağmeleriyle
duygulanıp coşmuş
hüzünlü bir Çingene şarkısı söylemeye başlamıştı
Ulus’un şarkı söylediğini duyan
Çingene müzisyen gençler
ritmi ânında yakalayıp
Ulus’a ayak uydurmuşlardı
Ulus şarkı söylerken
tüylerim diken diken olmuştu
yalnız değildim elbette
avludakiler ve sanki
pasaj binası da etkilenmişti 
hüzünlü şarkıdan
ve Ulus’un sesinden
Ulus’un hüzünlü şarkısından sonra
Çingene gençler
oynak havalar çalmaya başladı
bu sefer ben ayaklandım
Ulus’un ellerinden asılıp kaldırdım
pasaj avlusunun ortasında 
kurtlarımızı döktük
oynadık yani
diğer masalardan da
kalkıp oynayanlar oldu
Çiçek Pasajı binası bile coşmuştu
‘benim adım Cite de Pera,’ diye
bağır bağır bağırası gelmiş
gerdan kıra kıra oynamayı
canı istemişti
oturacağımızda, Çingene gençlerin yanına gittim
klarnetçinin gömlek cebine 
100 TL’lik bir banknot sıkıştırırken
‘balık yiyip, bir şeyler için
üstü artarsa, onu da üleşin,’ dedim
‘eyvallah abi,’ dediler gülümseyerek
oturunca, pasajın giriş kapısındaki
koca saate baktım
yediye çeyrek vardı
‘sevgili filozofum, yavaştan kalksak iyi olur
kül kedinin saati dolmak üzere
fayton kabağa dönüşmeden gideyim,’ dedim
Ulus Baker, ‘Kabağa dönüşsün bence
beraber kalırız, takılırız
ama böyle bir imkân hiç terk edilir mi
Spinoza’ya götürecek bir âletim olsaydı keşke
en iyisi kabağa dönüşmeden gidelim dostum
bana beş dakika izin
tuvalete gidip geleyim,’ dedi
kıkır kıkır gülerek
‘kabak masaldan ibaret
böyle bir şey yok ama
çalışmayabilir âlet
hadi gidip gelin 
hemen kalkalım,’ dedim gülümseyerek
Ulus Baker lavaboya gidince
garsondan hesabı istedim
hesap, 85 TL’ydi
hesap tabağına 100 TL koyup
‘üstü kalsın,’ dedim
fırsat bu fırsattı
poşetteki kitapları çıkardım
etrafa çaktırmadan
cebimdeki paranın hepsini
kitabın birisin arasına koydum
2000 küsur TL kalmıştı
ne olur, ne olmaz diyerek
’20 TL yanımda kalsın,’ dedim
paralar belli olmayacak şekilde
kitapları poşete koyarken
Ulus Baker geldi
‘ben de kitaplara bakıyordum,’ dedim
‘ya dostum, bana yine hiçbir şey bırakmamışsın
burası bari benden olsun, diye düşünmüştüm
lavabodan sonra kasaya gittim
‘hesap ödendi, dediler
aşk olsun vallahi
bana hiçbir şey bırakmamışsınız
hangimiz misafir, şaşırdım doğrusu,’ dedi
‘ne demek üstadım
bir de size yük mü olacağım,’ dedim gülümseyerek
parayı iyi ki poşete koymuştum
elden versem, almayabilirdi
alsa bile, ısrarlarım sayesinde alırdı
bu da onu çok mahcup ederdi
masadan kalktık
kitap poşetini elime aldım
Çiçek Pasajı binasına bakındım, son bir kez
pasajdan çıktık
Taksim istikametinde gelen
tarihi tramvaya bindik
tarihi tramvay ağır ağır ilerledi
Mısır Apartmanı’na ve
St. Antuan Kilisesi’ne bakındım
selâm dururcasına
biraz daha ilerledi tramvay
Tünel’e girmeden indik tramvaydan
ve yürümeye başladık
‘sadece siz benzemiyorsunuz, Sait Faik’e
ziyaretlerim de kısmen benzeşiyor
gidiş saati yaklaşırken
Burgazada’da bir meyhanede 
sirtaki teptik,’ dedim
‘biz de oynadık
Çingene çaldı, Ulus oynadı,’ dedi
kıkır kıkır gülerek
ben de ona eşlik ettim
‘Mustafa da göbek attı,’ dedim
Galâta Kulesi’nin yakınlarından geçerken
bir selâm da yorgun kuleye attım
apartmanın bulunduğu sokağa girmiştik
apartman kapısından içeri girdik 
merdivenlerin altına doğru yürüdük
elimdeki poşeti
Ulus Baker’e uzattım
âletin önüne yığdığım
bilumum malzemeyi çektim
‘işte beni getiren
ve götürecek olan
namı diğer âletim,’ dedim
âleti çıkardıktan sonra
malzemeleri yerine ittim
âleti dışarı doğru itekledim
apartman kapısından çıkarıp
birkaç basamaklık merdivenden indirdik
sokağa çıkınca, âletin kırık kanatlarını düzeltim
âleti gören sokaktaki beş-on çocuk
merakla yanımıza koşuştular
her bir ağızdan
‘abi, bu nedir?’ sorusu 
‘uçak maketi,’ dedim
merak dinmemiş, sorular artmıştı
‘Emniyet için lâzım
dağılın hadi,’ desem de aldırmadılar
cebimdeki para geldi aklıma
‘çocuklar giderseniz
benden size 20 TL,’ dedim
parayı alınca dağıldılar
paranın ikna tesirine gülüştük
‘müsait bir yer yok mu buralarda?’ dedim
‘ileride Şarapçı Bedros’un kuytuluğu var
pek giren çıkan olmaz
Bedros biraz aksi adamdır,’ dedi gülerek
kuytuluk istikametinde ittik âleti
Ulus Baker’le
kuytuluğa girdik
saçı sakalı birbirine karışmış
ihtiyar bir meczup
yatağına oturmuş
sırtını duvara yaslamış
elindeki şarap şişesinden yudumlar alıyordu
bizi görünce selâm verdik
Ulus Baker, ‘Kusura bakma, Bedros Baba
arkadaşın makinesinden dolayı
sokaktaki çocuklar pek rahat vermedi
Bedros Baba’nın kuytuluğu müsaittir
oraya gidelim, dedim
şimdi bize biraz müsaade
sana anlatacağı gerçeği,’ dedi
şarabında birkaç yudum aldı
kalın ve hırıltılı sesiyle
‘eyvallah filozof
‘işinize bakın siz,’ dedi
‘sevgili filozofum ya
Şarapçı Bedros’un kuytuluğundan 
gideceğimi keşke bilseydim
bir şişe şarap getirirdik ona
o hâlde, sizden bir ricada bulunayım
ben gittikten sonra
Bedros’a bir şişe şarap
alabilir misiniz?’ dedim
‘tamam, merak etmeyin,’ dedi gülerek
âletin kilitli kapısını açtım
Ulus Baker’i içeri davet ettim
yavaşça yaklaşıp, nazikçe oturdu
âletin koltuğuna
biraz inceledikten sonra, dışarı çıktı
‘vakit tamam
yolcu yolunda gerek
‘Abbas’ı tutmayalım
Çiçek Abbas’ı,’ dedim gülerek
kıkırdayarak bana sarıldı
sarılması sımsıkıydı
ben de ona sarıldım
‘geldiğiniz için çok teşekkür ederim
beni çok mutlu ettini z 
-ses tonu duygusaldı-
beni ziyaret etmenizi isteyen hocaya
çok selâmımı söyleyin,’ dedi
‘selâmınız başım üstüne
kendinize çok iyi bakın,’ dedim 
Şarapçı Bedros boyuna bizi izliyordu
‘Bedros Baba,’ diye bağırıp
el selâmı verdim
şarap şişesini kaldırarak 
şerefe selâmı verdi
âlete binip kapısını kapattım
kontağı çevirip âleti çalıştırdım
çişim fena sıkıştırmıştı aslında
hemen varacağım nasılsa diye 
pek önemsememiştim
açılan ekrana 
zaman ve konum bilgilerini girdim
Ulus Baker’e baktım
boyuna beni izliyordu
gözleri dolu doluydu
ona bakıp el salladığımı fark edince
o da bana coşkuyla el salladı
âlet bir anda toza dumana karıştı
-Mustafa Yıldırım


47 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Ulus Baker’e Ziyaret - 8 - 05/01/2026
İstiklâl dolu doluydu insanın aktığı bir nehirdi bu cadde kimi geliyor, kimi gidiyordu
Ulus Baker’e Ziyaret - 7 - 31/12/2025
oturunca biraz kendime gelmiştim ‘sahi, kimdi o, dostum?’ dedi
Ulus Baker’e Ziyaret - 5 - 23/12/2025
termosta su tükenmişti ‘ben biraz daha su ısıtıp
Ulus Baker’e Ziyaret - 4 - 20/12/2025
birasını bitirmişti, Ulus Baker ‘beş dakika ara verelim
Ulus Baker’e Ziyaret - 3 - 16/12/2025
kapıyı saçı başı dağınık biri açtı hemen tanıdım bu, Ulus Baker’di
Ulus Baker’e Ziyaret - 6 - 16/12/2025
‘sevgili filozofum haydi dışarı çıkalım
Ulus Baker’e Ziyaret - 2 - 26/11/2025
kahvecinin garsonundan bir çay daha istedim biraz yorgun kuleyi izledim
Ulus Baker’e Ziyaret - 1 - 20/11/2025
...
‘Eli olmayanın dili çok olur.’ - 09/04/2019
Dili çok olan insanlar, genelde, ahkam kestikleri şeyden de yoksundur. Ama yoksun oldukları şeye en çok kendisi sahipmiş gibi göstermeyi iyi bilirler. Bu bir çeşit psikolojik tepkidir.
 Devamı