• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/tabusalcom?ref=hl
  • https://twitter.com/tabusal
Hatice Özhan
Akışkan Dehşet ve Sessizliğin Geometrisi
23/01/2026
Akışkan Dehşet ve Sessizliğin Geometrisi: İnsan Ontolojisinin Rojava Sınavı

Hatice Özhan

Kırılganlığın İdeolojik İnşası

İnsan, tarihin tozlu sayfalarında hep kristal bir kadeh kadar kırılgan, korunmaya muhtaç ve zayıf bir karakter olarak resmedildi. Tarih boyunca inşa edilen tüm insancıl doktrinler de bu kırılganlığın kutsal sularından beslendi. Kutsal metinlerden seküler anlatılara kadar her yerde, bu ontolojik zayıflığın insana “iyilik” yaptırdığı vaaz edilir; acizliğin, bir tür etik pusula olduğu iddia edilir. Oysa Slavoj Žižekvari bir perspektifle bakarsak; bu “iyilik” anlatısı, sistemin bizi uysallaştırmak, içimizdeki radikal arzuları bastırmak ve yapısal şiddeti görünmez kılmak için sunduğu en büyük fantezidir. İyilik, bir erdemden ziyade, öznenin kendi içindeki o karanlık ve radikal boşlukla yüzleşmemek için sığındığı bir siper, insanın en görkemli zaafıdır. Biz “iyi” olduğumuz için değil, sistemin şiddetiyle yüzleşecek cesaretimiz olmadığı için uysallığı seçeriz.

 

Akışkan Modernite ve Katı Dehşet

Günümüzde bu zayıflık, Zygmunt Bauman’ın “akışkan modernite” dediği o tekinsiz, durulmayan nehirde sürükleniyor. Artık tutunacak sağlam zeminler, değişmez etik yasalar yok; sadece kaygan kıyı şeritleri ve her an küresel piyasaların veya siyasi konjonktürün buharlaştırmaya hazır olduğu hayatlar var. Rojava’da, Kobani’nin ve sarsılan Kürt şehirlerinin sokaklarında bu akışkanlık, yerini aniden katı ve yıkıcı bir dehşete bıraktı. IŞİD’in siyah bayrakları altında cisimleşen o karanlık, sadece anakronik bir terör örgütü değil, modernitenin kendi içindeki “belirsizlik” korkusunun en uç, en grotesk dışavurumuydu. Modernite, kontrol edemediği her şeyi “kaos” olarak kodlarken; Rojava’daki bu kaosun içinde insanlığın o meşhur “zayıflığı” Kürtlerin üzerine yağan küllerde en çıplak haliyle yeniden belirdi.

 

Piksellerin Ardındaki Nesnel Şiddet

Kürtlerin ölümü küresel vicdanın akışkan koridorlarında yankılanırken, Žižek’in işaret ettiği o “ideolojik uyuşma” tam kapasite devrededir. Televizyon kranlarında patlayan bombalar, yüksek çözünürlüklü piksellerden oluşan birer görsel şölene dönüşürken; Rojava’daki kadim şehirlerin küle dönüşmesi, Batı’nın konforlu salonlarında sadece birer istatistik olarak tüketilir. Buradaki trajedi, insanın sadece fiziksel ölümü değildir; asıl dehşet, bir halkın varlık çabasının sistem tarafından “feda edilebilir” (disposable) olarak kodlanmasıdır. Bu sessizlik, basit bir vurdumduymazlık değildir; bu, Žižek” bahsettiği o “nesnel şiddetin” en saf halidir. Küresel güçlerin diplomasi masalarında sessizce çaylarını yudumlaması, şiddetin bir yumruk değil, düzenin bizzat kendisi, o soğuk bürokratik onay olduğu gerçeğini yüzümüze çarpar. Bu sessizlikte şiddet, bir faili olan patlamadan ziyade, hiçbir failin üzerine yıkılamayan yapısal bir dışlamadır.

 

Adiaforizasyon: Ahlakın Teknik Felci

Bauman’ın “ahlaki uyuşma” veya adiaforizasyon kuramında bu sessizlik, sorumluluğun teknik parçalara bölünmesiyle açıklanır. Modern dünyada ahlak, mesafeyle ölçülür. Teknoloji ve bürokrasi, kurban ile izleyici arasına o kadar çok katman koyar ki, acı sadece bir “veriye” dönüşür. “Stratejik derinlik”, “güvenlik koridoru” veya “jeopolitik denge” gibi kavramlar kullanıldığında, bir çocuğun üzerine düşen bombanın ahlaki ağırlığı yok edilir. İnsan yaşamı teknik bir terimler setine hapsedildiğinde, ahlaki yargı alanının dışına itilir. Kürt şehirlerinin bombalanması, gelişmiş başkentlerin radar ekranlarında sadece sönen piksellerdir. Acı artık bir noktada birikip eyleme dönüşmez; sosyal medya akışlarında bir saniyeliğine belirir ve bir sonraki magazin haberiyle birlikte buharlaşır. Modern insan trajediyi tüketir, ancak sorumluluğu anonim kalabalıkların içinde eritir.

 

“Sistematik Kayıtsızlığın Geometrisi ve Nesnel Şiddeti”

Burada asıl sormamız gereken soru şudur: Dünya neden sadece izliyor? Bu sorunun cevabı, basit bir merhamet eksikliğinde değil, Žižek’in “nesnel şiddet” dediği şeyin görünmezliğinde saklıdır. Biz genellikle şiddeti, bir faili olan (IŞİD, bombalar, saldırılar) ve doğrudan gözlemlenebilen “öznel” bir patlama olarak algılarız. Oysa Rojava’daki asıl trajedi, bu öznel şiddetin arkasındaki, hiçbir failin üzerine yıkılamayan o soğuk, bürokratik ve yapısal şiddettir.

Žižekvari bir okumayla, küresel güçlerin diplomasi masalarındaki “endişeliyiz” beyanları, aslında şiddetin bizzat kendisidir. Bu beyanlar, trajediyi bir “istisnaya” indirgeyerek, sistemin normal işleyişinin bir parçası haline getirir. Rojava’daki direniş, küresel kapitalizmin ve ulus-devlet paradigmasının pürüzsüz yüzeyinde bir “leke” olarak görülür. Bu yüzden oradaki sessizlik, bir eylemsizlik değil, sistemin kendi tutarlılığını korumak için gerçekleştirdiği aktif bir dışlamadır.

Bauman’ın bu noktada devreye giren “Adiaforizasyon” kavramı ise dehşeti tamamlar. Modern sistem, teknik bir dille ahlakı felç eder. “Stratejik derinlik” “güvenlik koridoru” veya “jeopolitik denge” gibi kavramlar kullanıldığında, bir çocuğun üzerine düşen bombanın ahlaki ağırlığı yok edilir. İnsan yaşamı, teknik bir terimler setine hapsedildiğinde, ahlaki yargı alanının dışına (adiafora) itilir.

Rojava’da olan biten budur: İnsan ontolojisi, jeopolitik bir satranç tahtasındaki taşların soğukluğuna indirgenmiştir.

Böylece şiddet, sadece fiziksel bir saldırı olmaktan çıkar; bir halkın ontolojik statüsünün “yok hükmünde” ayıldığı, sessizlikle örülmüş devasa bir geometriye dönüşür. Bu geometride her sessiz kalış, her “diplomatik dengeler” vurgusu, Rojava’nın küllerinden yükselen feryadı yutan birer yapı taşıdır.

Uluslararası sessizlik, dünyanın etrafına örülmüş devasa, şeffaf bir cam küre gibidir. Rojava’dan yükselen feryatlar bu cam küreye çarpar, kırılır ve içeriye sadece estetik bir melodi olarak sızar. İnsanın göğüs kafesinde, fizik kurallarına meydan okuyan, ışığı ve belleği bile yutan bir kara delik taşıdığına inananlardanım.

Rojava’da bombalanan her evle birlikte, bu kara delik biraz daha genişler. Orada gökyüzü, sadece barut dumanı değil, aynı zamanda yarım kalmış masalların küllerini taşır. Bir annenin feryadı rüzgârla birleşip yıkıntılar arasından geçerken taşlar dile gelir; her bir moloz parçası, yüzyıllık bir sürgünün ve direncin tarihini fısıldar.

Narkissos’un Aynası ve Tek Gerçeklik

Yüceltmekle yermek, var olmakla yok olmak arasındaki o hassas terazide tartılan bu boşluk, aslında evrenin çözülmemiş tek gizemidir. Kürtlerin toprağında filizlenen o “direniş” bu küresel kara deliğin yutamadığı, sistemin sindiremediği tek somut gerçeklik noktasıdır. Ancak dışarıdaki dünya için bu trajedi, gerçekliğin büküldüğü, mantığın sustuğu ve vicdanın akışkan bir hal alarak sızıp gittiği bir illüzyondan ibarettir. Şehirler haritadan silinirken dünya, kendi yansımasına aşık bir Narkissos gibi, barış söylemlerinin sahte aynasında saçlarını taramaya devam eder.




40 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

İçinden gelmeden yazmak - 04/03/2025
Yine hiç içimden gelmeden revan olduğum bir yazıylayım, emin olun bundan!
…Ve tanrı kadını unuttu sonra! - 25/12/2023
“Tanrı, yaprağın hafifliğini, ceylanın bakışını, güneş ışığının kıvancını, sisin gözyaşını aldı; rüzgârın kararsızlığını, tavşanın ürkekliğini buna ekledi. Onların üzerine kıymetli taşların sertliğini, balın tadını, kaplanın yırtıcılığını, ateşin...
Irksal Anılarımız Baş Belamız - 30/11/2023
ayvanın insanlaşmaya başladığı bir çağdan, insanın merkezdeki yerini güçlendirdiği tanık olunan dünya koşullarına değin bir paragraf vardır ki sonu istendik şekilde açık bırakılmıştır.
Yüzüncü Yılda Assimiladoluk - 29/10/2023
Bazı ulusların doğumları ve gelecekleri başka ulusların kemikleri üzerinde olur ve de yükselir.
Bağırmak - 05/09/2023
Sokakta, işte, televizyon ekranlarında, sinemada, siyasette ki neredeyse dünya genelinde söz konusu stilin yaygınlığı hâkim ve insan mefhumunun ilkel taraflarını bu denli rahatça dışavurumu, agresifliğin normalleşmesi bana tuhaf ve bir o kadar da....
Şiirken Nesre Dönüşen Kadın Erotizmi - 23/07/2023
Kendimizi yeterince tanıyor muyuz veyahut duygularımızı tanımlama yetkinliğinin ne kadarına sahibiz soruları yaş itibariyle insanlık tarihi kadar geriye götürülebilen sorulardır.