• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/tabusalcom?ref=hl
  • https://twitter.com/tabusal
Zeki Coşkunsu
Tanrım Konuşmalıyız! Lütfen, Mümkünse Hemen!
20/06/2020


TANRIM KONUŞMALIYIZ; LÜTFEN, MÜMKÜNSE HEMEN!(1)

(PROLOG-1)

 “Allah’ın beyanında;  

Ne örtü vardır ne perde. 

Ancak, görebilmek için yolun tozunu yatıştırmalısın!”(2)                                                                     

 “Vardan da yoktan da öte bir ‘Var’ vardır!”(3) 

Gerçekten de ‘dile getirilemeyen var’dır

Bu kendisini gösterir; Mistik[‘Transandant/Aşkın Var’ (z.c.)] olandır bu…!”(4) 

 

     Hiç unutmadım. Nasıl unutabilirim ki!? Yıl, 2013. Ukrayna’nın Karpat Dağları eteklerindeyim. Rakım, 1818 metre! Mevsimlerden kış; -30 ˚C’yi ha vurdu, ha vuracak termometre! İliklerime kadar sanki buz kesmişim! Bir yüreğim, bir de beynim oldukça sımsıcak; iliklerime inat…! Yükseklikten olmalı; kesif bir oksijen, yüreğimi de beynimi de yakıyor âdeta… Hayli zamandır Çukurova’nın Adana’sındayım. Anımsamıyorum oksijenin etkisini hiç bu denli!       

     “Tanrım Konuşmalıyız; Lütfen, Mümkünse Hemen!”in ilk satırları geçiyordu, önce sadrımın fanusundan kalbime doğru; oradan da zihnime… II. Halife Ömer’in +50 ˚C çöl sıcağında bir gece vakti yüreğine düşen o ilâhî çıngı, beni tam da burada tutuşturuverdi; o buz kesen soğukluğa inat!      

     Tanrım, benim Sana seslenişim; “Biliyorsun değil mi Tanrım çok iyi biliyorsun? İkimiz de biliyoruz, birbirimizi kandırmayalım! Ben aslında;  annemin,  babamın ve Senin müşterek ve başarısız projesiyim!” diyen, “kendiyle yüzleşmekten kaçan ve olumsuzlukları kendinde değil de, hep başkalarında arayan fatalistik(kaderci) ve kendine olan özgüvenini yitirmiş bir pesimistik”in seslenişi türünden olmadığı gibi, “Tanrım; konuşmamız lazım: Sanırım yoruldum ve artık maksadını anlayamıyorum…!” mazeretini dillendiren “yılgın ve kafası karışık biri”nin seslenişi de değil…!      

     Tanrım, benim Sana seslenişim; “Tanrım; eğer bir tanrı varsa, ruhumu kurtar, eğer benim bir ruhum varsa…!”(5) diyecek kadar “fanatik bir kuşkucu”nun seslenişi hiç mi hiç değil…!      

     Tanrım; Sana, “insanın anavatanı” olan o “içimdeki çocuk”un seslenişiyle sesleniyorum:        Dua bilmiyorum da Tanrım! Sana şiir okuyarak seslensem olur mu?      

     Evet, şu an Sana, milyon dolarlık bir cami’nin önünden sesleniyorum Tanrım; Avluda aç kalmış binlerce güvercin! Yere karton serip oturmuş sokak çocukları! Boyası hiç kullanılmamış boyacı! Ve tam yukarıda bir yazı: “Bugün Allah için ne yaptın?”      Cami’dekiler mi ne oldu? Onların zaten konumuzla alakası yok; Okuduklarını anlamadan      Ne yaptıklarının bilincinde olmadan Güya namaz kıldılar, Mal-mülk ve para istediler,      “Âmin!” deyip, çekip gittiler…! 

     Tanrım; yok eğer bana katılmıyorsan ve dahası, 

     “Bana ‘sus!’ diyorsan,  -O vakit- Hakkımı koru! ‘Ağlama!’ diyorsan, ‘Niye gülmediğimi’ sor! ‘Neden duygularını belli etmiyorsun?’ diyorsan, Elimi tut! Az şey yaşadığımı düşünüyorsan gözlerime bak! Bana sitem etme, İsyan etme,                                                        Kahretme!  Elini uzatmayacaksan kendinden hiç bahsetme(6) bana Tanrım!... 

     Adına ister “monolog”, ister sımsıcak bir “sohbet”, ister “dertleşme”, isterse “şikâyet” deyin; ne derseniz deyin, hepsi aynı kapıya çıkıyor “gönül dünyam”da benim… ‘Şükür’ tadında ‘işte budur!’ dedirtecek övünülesi bir hayat yaşamak, Türk şiirinin büyük ustası Abdurrahim Karakoç’un ‘Kırkıncı Yıl Hesabı’ adlı şiirinde dillendirildiği gibi ‘bir mübarek düş aramak’la mümkün…  

     ‘I have a holy dream(Bir mübarek rüyam/düşüm var!)’[(z.c.)] 

     “Bunun için de ‘Ne usandım, ne yoruldum, ne durdum!’ diyebilmek lâzım gönül huzuru ile… Bulduğunda teslim olmak üzere doğruyu arayanlara ‘Müslüman’ denildiğine ve bunun topluluk hâlinde yaşanmasının daha ‘keyifli’ olduğuna inandım. Müslüman, ‘özü sözü bir adamdır!’ diye bildim ve bunun için ‘içi doğru dış aradım kırk sene!’”(7)Bulmadım mı?’        Buldum… “Amma yanıldığım daha çok oldu. Kendimi ‘günah yazım meleği’ ya da ‘kâfir sayım memuru’ olarak görmediğim, onların ‘bekçisi veya vekili’ olmadığımı bildiğim için çok da önemsemedim!”(8) Ergenlik fazımın üzerinden ‘kırk yıl’ geçmiş neredeyse… Kırkıncı yıl, dünyaya gelişimin kırkıncı yılı değil; ‘dünyayı fark etmeye başlayışımın kırkıncı yılı!’ 

     ‘Çıktım dağ boş, indim baktım ova boş/Toprak garip, su tedirgin, hava boş/                  Nere gitsem dallar kırık, yuva boş/ Yumurtada kuş aradım kırk sene/Aşk yükünü indirince arkamdan/Doğmadık bebekler tuttu yakamdan/Hesap-kitap ettim kaçtım rakamdan/On yitirdim, beş aradım kırk sene...!’ 

     “Doğmadık bebeklerin yakamıza yapıştığını hissedebilmenin nasıl bir ‘rikkatli yürek’ sahibi olmayı gerekli kıldığını ancak, işin özünü bilenler anlıyor. Bu anlayış, politik pozisyonu gereği ‘tüyü bitmedik yetimin hakkı’ndan bahsedenlerin anladığı bir duygu değildir! Bu şahıslar asla on yitirip beş aramazlar! Çünkü onlar hesabı-kitabı rakamla yapanlardır! Böylesi bir hesabın insanlık dışılığını anlatmayı gereksiz buluyorum! Bu nedenle bu tipler, yönetici de olsalar ‘toprağın garipliği’ni, ‘suyun tedirginliği’ni ve ‘havanın boşluğu’nu anlayamazlar!”(9) 

     ‘Binalar yükselir: Gözyaşı, kin, kan/Koymuşlar adını ‘uygarlık, ümran’!                  Yükseklerde, midelerdir hükümran/Alçaklarda, baş aradım kırk sene…!’ 

     Tanrım; Sana 21. yüzyılın ‘bencil(egoist)’, ‘yapayalnız’ ve kendi ellerimizle küçültüp daralttığımız, hatta masmavi iken kirletip-kararttığımız şu ‘küresel’, ‘kapitalist(Ahiretin yok sayıldığı, seküler bir metafiziğin mücessem hâle geldiği, peşin-acil bir ekonomik şirk sistemi)’ dünyamızdan/gezegenimizden, diğer bir deyişle (abartmıyorum); ‘birey’, ‘aile’, ‘toplum’ ve ‘ümmet’ olmanın anlamını/değerini yitirip bitirdiğimiz ‘metropol’lerde, ‘devasa/ gigantic’ bir teknik ve/veya ekonomik ‘global’ sistemin birer ‘esir’i olan ‘kafes’lerimizden, ya da Ali Şeriatî’nin ‘insanın dört zindanı’ adlı eserindeki benzetmesiyle, ‘insanın bireysel vicdanını, özgürlüğünü ve yaratıcılığını engelleyen’ o ‘zindan’larımızdan sesleniyorum!      O kadar yalnız, yapayalnızız ki; neredeyse tüm iletişimlerimiz ‘körebe oyunu’na dönüşmüş durumda… Bu yüzden olmalı, ‘birbirimize yıllarca dokunsak da, yine de birbirimizi tanıyamıyoruz!’ Ya Sen, sesimi(zi) duyup-işitir misin bilmem Tanrım! Aslında demek istediğim, elbette sorun Sende, Senin duyup-işitmende değil, tabii ki duyup-işitiyorsun sesimi(zi). Sorun bende, bizde; böylesi bir dünya ve böylesi bir yaşam hâlinden Sana sesimi(zi) ulaştırıp-ulaştıramadığım(ız)dan kuşkuluyum da ondan! Sen sakın yanlış anlama, serzenişim bu yüzden…      

     * “[ÇOĞUNUZ] Gerçek şu ki ‘acil(peşin)’ olanı sever (bu fâni hayata düşkündür); ahireti ise (hiç umursamaz) terk eder!” (75/20-21)

     Yani demem o ki; canımı acıtıyor her seferinde yediğimiz tokatlar Tanrım…! Ama en acısı, yüreğimi acıtıyor dünyamızın, insanlığımızın bu hâli, bu gidişatı… Öyle bir dünyada, öyle bir çağda yaşıyoruz ki; (tabi buna yaşamak denirse) algılar olguların önüne geçiyor/geçiriliyor toplum mühendislerince… Olgusal olanla, kurgusal ve/ veya algısal olan, birbirine girmiş/girdirilmiş durumda hâlihazırda… Sen imdadımıza yetiş Tanrım!       

     Baksana Tanrım; şu ‘modern sekülarizm’ denen illet, yaşamın anlamı/niçini sorusunu gündemden düşürerek yaşamı hızlandırdı ve daha da hazlandırdı(!) Lakin bu haz ‘şeytânî’, hiç de ‘rahmânî’ değil…  

     “Ne kadar da hızlı koşuyorsunuz! Ne var ki;  Oldukça geride kalmış ruhunuz!!!” [(z.c.)] 

     Tanrım; artık insanların kendilerinin veya dünyanın anlamına ilişkin ‘mana arayışı/manevî sorular’ sormaya vakitleri yok! Hayatı hızlı/koşturmaca daha dolu(!) yaşıyorlar. Modern teknolojinin, yaşamı çepe-çevre kuşattığı ‘tekno-city’lerde doğadan kopuk, ipek böceği kozası misâli, kendimizi kuşatmış durumdayız. Ruhumuz; artık, doğa’daki Senin ‘enplisit (semiyotik/matematiksel bir lisanla îmâen-örtük yazılı) ayetler’ini ‘ilmî’ ve/veya ‘semiyotik (‘Matematiksel bir lisan’la yazılı hâlini) bir bakış’la görüp-okuyup, üzerinde düşünerek, oradaki sesleri duyup dinleyerek veya yine Senin inzâl ettiğin kutlu kitabının ‘eksplisit(açık-seçik/aparan) ayetler’ini anlayarak okuyup, üzerinde derin derin düşüncelere dalarak, ‘pozitif üretimler’ yapmakla oluşmuyor maalesef…! Maalesef ki teknik aletlerle, ürünlerle doldurulmuş kentlerde, yüzyıldır kapatıldığımız ‘ulus devlet hapishaneleri’nden yavaş yavaş çıkarken, ‘küresel köy’ün her günkü ‘herkeslik’ olarak ürettiği/‘tektip’leştirdiği ‘seri üretimler’iz! Dahası, ‘ayrıkotu(milliyetçilik)’ olmaktan ‘arsız sarmaşığa(postmodernizm)’ döndük! 

     Kaç parçalara ayırmışlar bizi Tanrım! “…Bir parçamızı ailemiz kızar diye dışarıda bırakıyor, bir parçamızı sokakta ne işi var diye eve kapatıyoruz. Bir parçamızı susturmak için yalanlar söylüyor, bir parçamızı sevdiğimize rehin bırakıyoruz. Bu parçalanmışlık içinde; sanki bir bütünmüş gibi fotoğraflara gülümsüyor, geçip giden zamana karışan yanımız hâlâ bizimleymiş gibi avunuyoruz...  

     Bu ülkede farklı şeyler söyleyenlere, sürekli aynı şeyi söyleyenlerden daha çok değer verildiği bir gün hayal ediyorum. Değişen insanları ‘dönek’ diye damgalamayan, yıllardır aynı şeyi söylemeyi maharet saymayan, gelişen insanı, zamanı ve doğayı dikkate alan, kendileri de bu arada yenilenen insanların sayısının artmasını düşlüyorum. Fikir üretmek için sürekli aynı kitaplara ve geçmişe değil, bazen de birbirinin yüzüne, yüreğine bakanların çoğalmasını diliyorum.”(10)


(1) Bkz. COŞKUNSU, Zeki; “Tanrım Konuşmalıyız; Lütfen, Mümkünse Hemen!”, -Monolog-   

    s. 18-23, Çizgi Kitabevi Yay., Konya, 2015.

(2) Bkz. BİGİ(YEV), Musa Carullah; “Evrensel Kurtuluş -Çıkış Yolu-”, sadeleştiren, Hikmet 

    Akpur, s. 45, Önsöz Yay. İstanbul, 1991. 

(3) Bkz. KARAKOÇ, Sezai, “Gün Doğmadan -Şiirler-”, s. 433, İstanbul, 2003. 

(4) Bkz. WITTGENSTEIN, Ludwing; “Tractatus(6.522)”, çev. Oruç Aruoba, İstanbul, 2003. 

(5) Bkz. DENNETT, C. Daniel & HOFSTADTER, R. Douglas; “Fantasies and Reflections     

    on  Self  and Soul(Aklın G’özü, Benlik ve Ruh Üzerine Hayaller ve Düşünceler)”, çev.      

    Füsun Doruker, s. 370, Bogaziçi Üniversitesi Yay., 2. Baskı (Kasım), İstanbul, 2014. 

(6) Bkz. KOCA, Salih; “Ayıkla Bilincin Taşını”, s. 13, AZ Kitap-Ares Yay., İstanbul, 2014. 

(7) Bkz. BAYKAL Hüseyin; “Solucanın Dişleri” adlı makalesi, Barış Kulvarı (Aylık Dergi), 

     sayı, 37, s. 8, Bilgi İletişim Yay. Balıkesir, 2015. 

(8) Bkz. BAYKAL Hüseyin; “Solucanın Dişleri” adlı makalesi, Barış Kulvarı (Aylık Dergi), 

    sayı, 37, s. 8, Bilgi İletişim Yay. Balıkesir, 2015. 

(9) Bkz. BAYKAL Hüseyin; “Solucanın Dişleri” adlı makalesi, Barış Kulvarı (Aylık Dergi), 

    sayı, 37, s. 8, Bilgi İletişim Yay. Balıkesir, 2015. 

(10) Bkz. KOCA, Salih; “Ayıkla Bilincin Taşını”, s. 12, AZ Kitap-Ares Yay., İstanbul, 2014.


Zeki COŞKUNSU

 


541 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Gerçeğin Peşinde - 15/10/2021
....
Bir Sistem ki... - 02/10/2021
...
Beyaz bir Güvercin Kanadında - 18/09/2021
KAYNAŞMALI TÜM İNSANLIK BEYAZ BİR GÜVERCİNİN KANADINDA!(1)
S.O.S - 11/09/2021
BU UYARIM İNSAN(LIK) İÇİN ACİL BİR UYARIDIR(S.O.S)! YANDI, YANDINIZ, YANDIK! DİKKAT! DİKKAT ÜSTÜ DİKKAT! DİKKATİN KAREKÖKÜ!
Birlikte Güzelleştirelim - 28/08/2021
İlkin, ‘Özbeöz(gerçek) kendimiz’i Sonra da, Bu ‘çirkin dünya’yı Diyorum; ‘Ha(y)di gel!’ Birlikte güzelleştirelim!
Deli Divaneye Ahlar Vahlar Ülkesine Döndüm - 14/08/2021
‘DELİ-DİVÂNE’YE; ‘AH’LAR-VAH’LAR ÜLKESİ’NE DÖNDÜM!
Biz Hep Yaralı Kuşları Sevdik - 23/07/2021
BİZ HEP YARALI KUŞLARI SEVDİK; SEVDİKÇE İYİLEŞTİLER, İYİLEŞTİKÇE UÇUP GİTTİLER! BİR DE SEVGİ AÇI(AFFAMÉ d’AMOUR) İNSANLAR VAR!
Türkiye Eğilimleri - 03/07/2021
TÜRKİYE EĞİLİMLERİ-2019[(15 OCAK 2020)] ARAŞTIRMA ÖRNEKLEMİ(1) ‘SOSYO-KÜLTÜREL GÖSTERGELER-8’ ‘FARKLI KİMLİKLERLE KOMŞU OLMA İSTEĞİ-2’ ÜZERİNE ADI GEÇEN TABLOYA İLİŞKİN BAZI ÇIKARSAMALARIM!
Hangisi? - 20/06/2021
‘NATÜREL(DOĞAL) YOLLAR’DAN MI, YOKSA ‘ÜÇ ‘S’ KURALI’YLA MI REHABİLİTE EDİLİP ARITILMAK İSTERDİNİZ; HANGİSİ…!?
 Devamı