• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/tabusalcom?ref=hl
  • https://twitter.com/tabusal
Zeki Coşkunsu
Tanrım, Neden Saklanıp Gizlenmezsin?
18/09/2020

TANRIM;

SEN, TANRILIĞININ BİR GEREĞİ OLARAK,

KENDİNİ GİZLEYİP-SAKLAMADAN, HEP AÇIĞA MI VURURSUN? (1)


     Senin çerçevelediğin hayatta

Resim yapıyorum ben.

Paletim senin renklerinle dolu.

Her fırça darbesi bir günümü alıyor.

Haberin olsun;

Böyle giderse bu resim bir ömür sürecek…!”(2)


     EY ÖLÜMLÜ; “Gün gelecek en aptalca göründüğün fotoğraflara bakıp hüzünleneceksin. Gün gelecek en pahalı bulduğun şeyi ucuz görecek, en ucuz gördüğünde değerli bir şey görecek-sin. Sonunda hayatı keşfetmek için bir ömür yetmeyeceğini kabullenecek, eksik kalmış tatlarla bu dünyadan ayrılacaksın!”(3)

     Tanrım! Ben yine de diyorum ki; o “eksik kalmış tatlar”ın azaltılabilmesi Alan Kay’ın söyleyi-şiyle, belki biraz da şuna bağlı: “Geleceği öngörmenin en iyi yolu onu yaratmaktır!”(4)

     Yine “sesli” düşünüyor ve soruyorum:

     “Tanrım; Sen, tanrılığının bir gereği olarak, Kendini gizleyip-saklamadan, hep açığa mı vu-rursun?”

     Tanrım; kulun Albert Einstein, “en anlaşılmaz şeyin evrenin anlaşılması olduğu”nu söylerken, aslında Senin ve evreninin ihtişamı karşısında teslimiyetini izhar etmiş olmalı ve de kulun Jan G. Barbour’un ifadesiyle, “O, evrenin anlaşılır olmasını ve zihnin onu anlamasını, Tanrı’nın kendini açığa vurması(5) olarak görmüş olmalı. Öyle değil mi? Değilse, eğer evren “düzensiz”, “kaotik” bir yer olsaydı, insan bebeklikteki şaşkınlığından hiçbir zaman çıkamazdı! Eğer evrendeki oluşumlar düzenli ama zihnin anlayabileceğinden çok daha karmaşık olsalardı, evrenin anlaşılır olması yine mümkün olamazdı! Sonuçta, doğa yasalarının varlığı ve anlaşılmayacak kadar karmaşık olmamaları sayesinde ancak bizler evreni anlarız, bu yasaların bu şekilde varlığı zihnin evreni anlayabilmesinin ön şartıdır. Yanılmıyorum değil mi Tanrım?

     Tersi bir durumu düşünüyorum da aklım, havsalam almıyor! Örneğin, “yüksekten atılan eşyaların düşmesi gibi yerde duran eşyalar belirsiz bir şekilde uçsaydı, her sabah kalktığımızda yattığımızdan farklı bir mekânda uyansaydık, odada duran su bir anda kaynamaya, eşyalarımız bir anda yok olmaya başlasaydı, kısacası hiçbir doğa yasasının olmadığı bir evrende yaşasaydık; zihnin, ne dil gibi düşünmesini sağlayan bir aracı kullanması, ne de toplumsallaşma mümkün olurdu! Sonuçta da zihnin evreni anlaması da söz konusu olamazdı!”(6) Haksız mıyım Tanrım?

     Tanrım; ben de dâhil tüm insanlığa; diğer canlıların bütün özelliklerinden farklı ve bu “evrenin en olağanüstü özelliği” olan, Seni ve evrenini anlamaya ayarlı bir “zihin” ve o “zihnin en önemli özelli-ği” olan “bilinç”i bahşettiğin için -ki o, birayrıcalıktır- Sana minnettârız! Ne kadar şükretsek az! Ne kadar teşekkür etsek de, yine bir şey yapmış sayılmayız!

     “Çünkü” diyorum Tanrım, bizlere bahşettiğin o zihin öyle bir zihin ki;

     (a) “Bilinç” özelliğine sahip [ki zihnin en önemli özelliğidir],

     (b) “Doğuştan(apriori) zaman ve mekân sezgilerine sahip”,

     (c) “Matematiksel olarak düşünebilecek yetenekte olan”,

     (d) “Hafıza ve duyu algılarını değerlendirme gibi birçok özelliği bulunan” ve dahası,

     (e) “Gelişmiş dil kullanma/kavram oluşturma yeteneğiyle donatılı” büyük bir nimet!

     [Kısaca, biz insanları diğer canlılardan ayıran/ayrıcalıklı kılan; “anatomik yapımız”, özellikle “nöronal arborizasyonumuz(milyarlarca nöronlu/beyin hücreleri ve trilyonlarca sinapslı beynimiz-deki çatallanma; şebeke-ağ)” ve ancak bu yapıdan doğabilecek olan “kognitif(bilişsel/idraksal) fakültelerimiz(yeteneklerimiz)”, nâm-ı diğer, böylesi bir beynin aktivitesi olan “akılsal fonksiyonla-rımız” muhteşem bir nimet!]

     “Gelişmiş dil kullanma/kavram oluşturma yeteneği” dedim de, kulun Wittgenstein ve Noam Chomsky aklıma geldi Tanrım! Anmadan geçmeyeyim istedim. Sence malum; tarihten hatırlıyorum da, 20. yüzyılda felsefenin üzerinde en çok odaklandığı sorunların başında, “dil” konusu gelmişti. Wittgenstein gibi geçtiğimiz yüzyılın ünlü felsefecileri, ünlerini, bu soruna odaklanarak elde etmiş-lerdi. Bu dönemde, dilin öğrenilmesi ile ilgili yerleşmiş kalıpları kökten sarsan Noam Chomsky’nin fikirleri devrim niteliğinde olmuştu. N. Chomsky, “insan zihninin, doğuştan özel yeteneklere sahip olmadan, dil öğrenme gibi kompleks(karmaşık) bir işi, bebeklik çağında gerçekleştirmesinin mümkün olamayacağı(7)nı söylemişti. Ne kadar da haklıydı; öyle değil mi Tanrım?

     Hâsılı, demem o ki; birçok fizikçi kulun, evrenin “anlaşılır” olmasını ve evrenin “matematik yasalara uygun” olmasını ön kabul olarak almakta almasına da, maalesef bu olgunun bir “açıklama” gerektirdiğini, nedense göz ardı etmektedirler Tanrım!

     Ve Tanrı devreye girer, (“devreye girerdediysem, o sözün gelimi; O zaten hep devrededir. Devre dışı olduğu bir an bile yok!) şöyle der:

     “Vakit geldikçe insana mesajlarımızı, ‘evrenin uçsuz bucaksız ufukları’nda[(fi’l-ÂFÂKİ) MAKRO KOZMOS/EVRENde] ve bizzat ‘kendi iç dünyası’nda/öz benliklerinde bulduklarıyla [(fi ENFÜSİHİM) MİKRO KOZMOS/İNSANda] tam olarak gösterip-anlatacağız…!” (41/53).

(1) Bkz.  COŞKUNSU,  Zeki;  “Tanrım Konuşmalıyız;  Lütfen,  Mümkünse Hemen!”, -Monolog- ss.88-

    90, ÇizgiKitabevi Yay., Konya, 2015.

(2) Bkz. KOCA, Salih; “Ayıkla Bilincin Taşını”, s. 14, AZ Kitap-Ares Yay., İstanbul, 2014.

(3) Bkz. a.g.e.; s. 18, AZ Kitap-Ares Yay., İstanbul, 2014.

(4) Bkz. ISAACSON, Walter; “Steve Jobs (Steve Jobs’ın katkılarıyla yazılmış ilk ve tek Biyografi &   

    2011’de Dünyada en çok satan kitap )”, çev. Dost Körpe, s. 87, Domingo/Bkz Yay. 1. Baskı, İstan- 

    bul, 2011.

(5) Bkz. BARBOUR, Ian G.; “When Science Meets Religion”, pp. 52-53, Harper Collins Publishers,  

    New York, 2000.

(6) Bkz. TASLAMAN, Caner(Doç. Dr.); “Evrenden Allah’a”, Etkileşim Yayınları, s.119, İstanbul,

    2012.

(7) Bkz. CHOMSKY, Noam; “Language and Problems of Knowledge”: The Managua Lectures, MIT

    Press, Massachusetts, 1988 & CHOMSKY, Noam; “Dil ve Zihin”, (çev. Ahmet Kocaman), Ayraç   

    Yayınevi, Ankara, 2001.

Zeki COŞKUNSU



424 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Duygu Okyanusu İçindeki Akıl Adası - 29/07/2022
Duygu Okyanusu İçindeki Akıl Adası
YAŞAMSAL ÜÇ BÜYÜK KIRILMA* - 07/07/2022
YAŞAMSAL ÜÇ BÜYÜK KIRILMA YAŞAMSAL DENEYİM-ETKİNLİKLERİMDEN ÜÇ ÖRNEK KESİT
Felsefe Din Çatışması -II- - 09/05/2022
USDIŞILIĞIN TARİHİ: ‘İRRASYONALİTE(MANTIKSIZLIK-SAÇMALIK)’ İLE ‘RASYONALİTE(MANTIK-AKLA UYGUNLUK)’ ARASINDAKİ ÇATIŞMA(:ETKİLEŞİM & EVRİM)
Felsefe Din Çatışması -I- - 06/05/2022
‘METODİK KUŞKUCULUK(SCEPTICISME MÉTHODIQUE)’TAN HAREKETLE ‘KURAMSAL DÜŞÜNME(PENSÉE THÉORIQUE)’ ÖRNEĞİ VE ETKİNLİĞİNİN ‘İKİLİ(BINAIRE) DANS’I
Kanasın Kanamasına da... - 16/04/2022
‘Kanım çekiliyor’! Bu öyle bir ‘çekiliş’ ki Ne bir denizin, Ne de bir okyanustaki herhangi bir ‘med-cezir’, Yani ‘gel-git’lerinkine benziyor!
Pireye Kızıp Yorganı Yakalım mı? - 20/03/2022
MESELE ‘PİRE’ Mİ ‘YORGAN’ MI? YOKSA ASIL MESELE ‘YORGANIN SAHİBİ’; O YORGAN SAHİBİNİN ‘EMPÜRİTON’LU[KİRLETİCİ-SAFLIĞI BOZUCU MADDE(PARAZİT/AJAN) YÜKLÜ] PİRE ÜRETİCİ ZİHNİYETİ VE ORTAMI’ OLMASIN!?
Ben bir Savaş Karşıtıyım - 26/02/2022
“Savaşma; Öz-gür kal - Öz-gürce yaşa, Otantikçe sev(iş) ve üleş-paylaş!”
Yaşam Sevincini Hiç Tatmamış Çocuklardandık! - 14/02/2022
Yaşam Sevincini Hiç Tatmamış Çocuklardandık!
Kalma Benim için! - 04/02/2022
‘Hicran-firak’ dediysem, yani ‘ayrılık’; Biz ikimiz hiç ‘birleşmedik’ ki…!
 Devamı