• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/tabusalcom?ref=hl
  • https://twitter.com/tabusal
Zeki Coşkunsu
YAVAŞLAT BENİ TANRIM!
14/08/2020

Beni yavaşlat Tanrım!

     Yüreğimin atışlarını düşüncemin sakinliğiyle rahatlat. 

     Zamanın sonsuz görüntüsüyle hızımı azalt!

     Bana güncel kargaşanın ortasında,

     Tepelerin ölümsüz sakinliğini ver.

     Bir çiçeğe bakmayı,

     Eski bir dostla sohbet etmeyi

     Ya da yeni bir dost edinmeyi,

     Yolunu kaybetmiş bir köpeği okşamayı,

     Ağ yapan bir örümceği izlemeyi,

     Bir çocuğa gülümsemeyi,

     İyi bir kitaptan birkaç satır okumayı -ve-

     Yarışın daima daha çok hız için olmadığını

     Anımsat her gün bana.

     Yavaşlat beni Tanrım!

     Bana ilham ver.

     Köklerimi,

     Yaşamın katlanılan değerler toprağının derinliğine göndermek,

     Kaderimdeki yıldızlara doğru -daha çok-

     Büyüyebilmek için...

     Yavaşlat beni Tanrım!(2)

     Yukarıdaki Wilfred A. Peterson’a ait diye bilinen bu şiirin, aslında M.Ö. 2000 yıllarında bir “Hitit duvar yazısı”ndan alındığı ifade edilmektedir. Eğer öyleyse, demek oluyor ki, yaşamı; sıkışık, sıkıntılı zamanların telaşı içinde algılamak sadece modern zaman insanlarının sorunu olmadı sadece. Ya da zaman salt nesnel değişim ve çeşitliliğe nispet edilerek algılanmamalı. Var oluşumuzun zaman unsuruna bağımlı oluşu, onu algılamamızın “iç durumumuz”la doğrudan ilgili, ilişkili olması anlamına gelir.      

     Bilgi ve bilincimizin dimağımızda; kaygı, korku ve beklentilerimizin ruhumuzda oluşturduğu hareket, “zamanın” da “niteliğini değiştirici faktörler”dir.      

     Son değerlendirmede “darlık”, “genişlik”, “serinlik”, “esenlik”, “telaş”, “panik” öncelikle “içimizde” yaşanır. Çoğu zaman “dışımızdaki genişliği, içimizdeki daralmadan sıyrılmakla” elde ederiz.      

     Zamanın uzaması, kısalması büyük ölçüde sevincimizin yahut üzüncümüzün dalga boyuna, yoğunluğuna bağlıdır. Gerilimlerle, salınımlarla, sakınımlarla dolan, dokunan hayatlardır sizi yorgun düşüren veya dingin kılan. Yaşanan öyle sıkıntılar olur ki, günü uzatır yüzyıl eder. Sevinçler uzun sayılacak zamanları bile rüzgârına katıp uçurur. Zaman çarçabuk, su gibi akıp gitmiştir. Dünya yıkılsa umurumuzda olmayan bir “hâleti rûhiye” içine gireriz. Bu durum tek başına belki fazlaca bir şey ifade etmez. Ancak zamanı yaşanmış karşılıklarıyla böyle anlar, algılarız.     

     Zor, zahmetli; kolay, mutlu zamanlar diye ayrıştırdığımız, aslında doğrudan doğruya “yaşantımızın” bizde şöyle ya da böyle “unutulmaz izler, izlekler bırakan içerikleri” değil midir?      

     Dışımıza dönük değerlendirmelerin çoğu iç dünyamızın etkilerinden, yansımalarından ibarettir. “İçinizde yorgun düşmüşseniz dışınızdaki dünya yavaş da dönse dinlenmeniz zor olacaktır!     

     Ünlü bir Mısıroloğ olan Jan Assmann’ın “Kültürel Bellek” yapıtında tespit edilen “ilk yazma eser”in bir Mısırlı tarafından kaleme alındığını okumuştum. Kitabın ismi bile hayreti mucipti:     

     Yaşam Yorgunu Bir Adamın ‘Ba’ İle Konuşmaları     

     Ne sarıcı, ne geniş bir adlandırma değil mi?       

     Günümüzden 5500 yıl önce insanı, hususiyetle yazarı böylesine yoran ne olabilirdi?

     Hangi hız, hangi telaş, hangi sıkıntı?     

     Yaşam yorgunu bu adam(lar) hangi zorluklar, hangi koşturmalar, hangi savaşlar sonunda yorgun düşmüşlerdi?     

     Üstelik derdi ancak Tanrı Ba’ya anlatılacak denli ciddi, derin ve yorucu. Belki de yazar kendini anlayacak, kendini anlatacak birini bulmakta zorlandı. “O’nun yaşam yorgunluğunu ancak bir Tanrı anlayabilirdi!      

     Düşünüyorum da Tanrım; Bin yıllar öncesi insanların yorgunluklarıyla bizim yorgunluklarımızı kıyısından köşesinden paralel kılacak belki “zihin” ve “gönül çizgileri” bulunabilir. Muhtemelen “yaşanan bir gönül, bir zihin ve ruh yorulması”dır.     

     Bu açıdan bile baksak, “çağımızda yorgunlukların bile ağız tadıyla yaşanmadığı” söylenebilir. “Daha da feci olanı Tanrım; yorulacak ne zihin ne gönül kaldı neredeyse…! Yorgunluktan öte bir savrulmayla tuz buz olma, ezilme hâli”dir söz konusu olan.      

     İnsan “zamansız mekânlar, mekânsız zamanlar yaşadığımız çağımız”dan bakarak düşünmeden edemiyor. Bir çömleğin, amforanın bile yeni modelinin yapılması için belki elli yılların, yüz yılların geçtiği o devirlerde insanları yaşam yorgunu yapan ne olabilirdi?     

     O insanlar bizim yaşadıklarımıza tanık olsaydılar nasıl düşünür, yaşantımızı nasıl değerlendirirlerdi; zaman, yaşam ve yorgunluk üzerine düşünceleri nasıl şekillenirdi acaba?     

     Benimkini “çocuksu bir merak” sayın isterseniz. Doğrusu bu merakımdan dolayı yüksünüyor ya da mahcupluk duyuyor değilim! Ancak yaşadığımız çağın akıl almaz koşturması, “iç evrenimizde suhûlete ve sükûnete ait(3) hiçbir şey bırakmamıştır!     

     Bu nasıl bir gidiş, bu nasıl bir koşturmadır, Tanrım?     

     Yalçın Ergir, başlığı gibi basit tertip edilmiş şiirinde benzer kaygılar, benzer arzu ve özlemlerle “Basit Yaşayacaksın” diyor olmalıydı. “Basit”, yani “sade/yalın(simple)”:

     Mesela susayınca su içecek kadar basit.     

     Dört çıkacak, ikiyle ikiyi çarptığında.     

     (….)     

     Saatin, sadece saati gösterecek;     

     Telefonu sadece telefon etmek için kullanacaksın.     

     Küçük bir not defteri olacak bilgilerini en hızlı sayan.     

     Basit yaşayacaksın, basit.     

     Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi basit. 

     Tekrar başa dönüyor ve Wilfred A. Peterson’un şiirinin ilk dizeleriyle sözlerimi sonlandırıyorum Tanrım;

     Beni yavaşlat Tanrım!

     Yüreğimin atışlarını düşüncemin sakinliğiyle rahatlat. 

     Zamanın sonsuz görüntüsüyle hızımı azalt!

     Bana güncel kargaşanın ortasında,

     Tepelerin ölümsüz sakinliğini ver.

     Bir çiçeğe bakmayı,

     Eski bir dostla sohbet etmeyi

     Ya da yeni bir dost edinmeyi,

     Yolunu kaybetmiş bir köpeği okşamayı,

     Ağ yapan bir örümceği izlemeyi,

     Bir çocuğa gülümsemeyi,

     İyi bir kitaptan birkaç satır okumayı -ve-

     Yarışın daima daha çok hız için olmadığını

     Anımsat her gün bana.

     Yavaşlat beni Tanrım!

     Bana ilham ver.

     Köklerimi,

     Yaşamın katlanılan değerler toprağının derinliğine göndermek,

     Kaderimdeki yıldızlara doğru -daha çok-

     Büyüyebilmek için...

     Yavaşlat beni Tanrım!

(1) Bkz. COŞKUNSU,  Zeki;  “Tanrım Konuşmalıyız;  Lütfen,  Mümkünse Hemen!”, -Monolog- ss.

   310-313, ÇizgiKitabevi Yay., Konya, 2015.

(2) Bkz. PETERSON, A. Wilfred; Şâir Wilfred A. Peterson’a ait diye bilinen bu şiirin, aslında M.Ö.

    2000 yıllarında bir Hitit duvar yazısından alındığı ifade edilmektedir. www.siirontolojm.com/cate-

    gory/wilfreda-peterson. (Necmettin EVCİ). Erişim Tarihi: 07.05.2014.

(3) Geniş bilgi için bkz. www.kriter.org/index.php?option=com_content&task...Önbellek(Necmettin

    EVCİ). Erişim Tarihi: 07.05.2014.                                                                  



541 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Duygu Okyanusu İçindeki Akıl Adası - 29/07/2022
Duygu Okyanusu İçindeki Akıl Adası
YAŞAMSAL ÜÇ BÜYÜK KIRILMA* - 07/07/2022
YAŞAMSAL ÜÇ BÜYÜK KIRILMA YAŞAMSAL DENEYİM-ETKİNLİKLERİMDEN ÜÇ ÖRNEK KESİT
Felsefe Din Çatışması -II- - 09/05/2022
USDIŞILIĞIN TARİHİ: ‘İRRASYONALİTE(MANTIKSIZLIK-SAÇMALIK)’ İLE ‘RASYONALİTE(MANTIK-AKLA UYGUNLUK)’ ARASINDAKİ ÇATIŞMA(:ETKİLEŞİM & EVRİM)
Felsefe Din Çatışması -I- - 06/05/2022
‘METODİK KUŞKUCULUK(SCEPTICISME MÉTHODIQUE)’TAN HAREKETLE ‘KURAMSAL DÜŞÜNME(PENSÉE THÉORIQUE)’ ÖRNEĞİ VE ETKİNLİĞİNİN ‘İKİLİ(BINAIRE) DANS’I
Kanasın Kanamasına da... - 16/04/2022
‘Kanım çekiliyor’! Bu öyle bir ‘çekiliş’ ki Ne bir denizin, Ne de bir okyanustaki herhangi bir ‘med-cezir’, Yani ‘gel-git’lerinkine benziyor!
Pireye Kızıp Yorganı Yakalım mı? - 20/03/2022
MESELE ‘PİRE’ Mİ ‘YORGAN’ MI? YOKSA ASIL MESELE ‘YORGANIN SAHİBİ’; O YORGAN SAHİBİNİN ‘EMPÜRİTON’LU[KİRLETİCİ-SAFLIĞI BOZUCU MADDE(PARAZİT/AJAN) YÜKLÜ] PİRE ÜRETİCİ ZİHNİYETİ VE ORTAMI’ OLMASIN!?
Ben bir Savaş Karşıtıyım - 26/02/2022
“Savaşma; Öz-gür kal - Öz-gürce yaşa, Otantikçe sev(iş) ve üleş-paylaş!”
Yaşam Sevincini Hiç Tatmamış Çocuklardandık! - 14/02/2022
Yaşam Sevincini Hiç Tatmamış Çocuklardandık!
Kalma Benim için! - 04/02/2022
‘Hicran-firak’ dediysem, yani ‘ayrılık’; Biz ikimiz hiç ‘birleşmedik’ ki…!
 Devamı